Kasım 2015 ~ BilgiBebek <!--Can't find substitution for tag [bilgibebek.blogspot.com.tr.anasayfa]-->

25 Kasım 2015 Çarşamba

yetim-cocuk

Yetimlik zor bir süreçtir. Bu süreçte ilk yapılacak olan baba yerine geçebilecek biriyle yetimin hayatını ayakta tutmak, sonrasında ise anneyi psikolojik olarak desteklemektir. Yetime üstünlük duygusunu yaşatmak, doğru sınırlar koymak, acıma duygusundan uzak şekilde onlarla ilişki kurmak yetime yapılacak en büyük iyiliklerdendir. Ergenlik döneminde sunacağımız doğru rol modellerle bir yetim hayatına daha doğru yol çizebilecektir.


Anne ve babanın ruh dünyamızda ne kadar önemli bir yere sahip olduğunu anlatmaya kelimelerimiz yetmez. İnsanı kendi kişiliği, annesi ve babası ile birlikte üç ayaklı bir sehpaya benzetebiliriz. Üç ayaklı bir sehpanın bir ayağı eksik olduğunda ayakta duramaz. Aynı şekilde bizler, anne-babamız yanımızda olmadığında çok zorlanırız. Anne-babanın yokluğu çocukluk döneminde gerçekleştiyse hayat bizler için daha çetrefilli hale gelir.



Bir çocuk için anne-babanın yanında olmaması demek, hayata güçlüklerle başlamak demektir. Bazen hayatın bir cilvesi, ya da bir imtihanı vesilesi olarak bu ayaklardan biri hayatımızdan çıkıverir. Bir çocuk baba ayağından yoksun olduğunda yetim, anneden yoksun olduğunda ise öksüz adını alır.


Bir ayağı eksik olan sehpanın ayakta kalmasının bir kaç yolu vardır: İlki olmayan ayağın yerine geçecek başka bir ayak bulmaktır. Olmayan ayağın yerine geçen ayak, gerçek ayak gibi olmayabilir ama sonuçta sehpanın ayakta kalmasına büyük hizmet eder. Bu nedenle bir çocuğun dünyasında bir hayat eksik olduğunda telafi mekanizmalarını harekete geçirmek çok önemlidir. Bir çocuk yetim kaldığında dayı, amca, dede gibi büyükler devreye girebilir ve çocuğun ayakta durmasına yardımcı olurlar. Bazen bu ayak bir öğretmen, bazen de hayırsever biri olabilir. Her kim olursa olsun, baba yerine geçen bir ayak bazen bir baba kadar çocuğa güç katabilir.


Anne, hem anne hem baba olamaz

Bazen sehpanın olmayan ayağının yerine koyacak bir başka ayak bulunmaz. Bu durumda ayakta kalmanın yolu, diğer ayağın aşırı derecede yüklenip sehpayı ayakta tutmasıdır. Bu genelde anne olur. Anne aşırı yüklenme ile sehpayı ayakta tutar. Hem annelik hem de babalık yapar. Böyle durumlarda topluma düşen görev annenin yanında olmak, anneyi desteklemektir.
Telafi ayağın olmadığı durumlarda anne hem annelik hem de babalık yaptığı için çocuğuna yeterli anneliği veremeyebilir. Ayakta kalmak isteyen anne güçlü kalmak için katı, erkeksi ve acımasız bir görünüme bürünebilir. Bu da çocuğun yeterli şefkati alamaması anlamına gelebilir. Ya da bazı anneler, babasız kalan çocuklarına acırlar ve ona sınır koyamazlar, “Hayır!” ya da “Dur!” diyemezler. Bu durumda çocuk aklına eseni yapan, sınırlarla ve kurallarla sorunu olan bir çocuğa dönüşebilir. Yetim çocuğa acıyıp onun her dediğini yapmak, onu sürekli hediyelere boğmak çocuğu anlık mutlu etse de uzun vadede ona zarar verir.


Bazen olmayan ayağı telafi edecek bir ayak olmadığı gibi, güçlü bir diğer ayak da bulunmaz. Bu durumda ayakta kalmanın tek yolu çocuk ayağının çok güçlü olmasıdır. Bu durumda çocuk, ayakta kalabilmek için güçlü, katı ve acımasız olması gerektiğine inanır. Artık diğer insanlara güvenmez, çünkü onlar gelip sehpayı ayakta tutmamışlardır. Bazı çocuklar bu süreci kendini güçlendirerek aşarken bazı çocuklar ise hiç mücadele etmezler ve bu sehpanın altında kalırlar.
Bizim kültürümüz yetime ve yetimliği çok önem vermiş ve sehpanın ayakta kalmasını ilk yolla, ilki olmasa ikinci yolla hep sağlamıştır. Bu nedenle yetimler hep koruma ve himaye görmüş, koruyup kollanmıştır. Ancak günümüzde yetimler konusundaki duyarlılığımız azalmış ve mağdur olan yetimlerin sayısı artmıştır. Kültürel değerlerin ve akrabalık bağlarının zayıflaması yetim çocukları daha da zor durumlara sürüklemiştir. Yetimler konusunda yeni bir uyanışa ihtiyaç olduğu kesindir.

yetimcocuk


Yetim çocuğun duyguları

Olmayan baba yerine telafi olmaması, annenin bu boşluğu kapatması ve çocuğun anne olmadan tek başına ayakta kalma çabasından bahsettik. Her bir durum, yetimin psikolojine farklı izler bırakır. Bunun dışında yukarıdaki üç durumdan hangisinde olursa olsun yetim çocuk temel bazı duygular yaşar.


—Eksiklik duygusu: Bir yetimin en çok yaşadığı duygu eksiklik duygusudur. Nasıl ki, bazı bedensel engelliler çeşitli beden uzuvlarından yoksundur, yetim de babadan yana yoksun ve eksiktir. Yetimin hissettiği bu eksiklik duygusu bir başka çocuğu babası ile birlikte gördüğünde derinleşir. Babasıyla oynayan, okul çıkışında babasının elinden tutan, babasıyla parkta gezen çocukları gördüğünde özlemle karışık eksiklik hisseder. Babasıyla birlikte gördüğü her çocuk yetimin bu yarasını deşer. Babası olmasa da babasıyla geçireceği günlerin hayalini kurar. Bu çocukların bu eksiklikleri baba yerine geçebilecek kişilerle kısmen giderilebilir. Örneğin dede ya da dayı çocuğu arkadaşlarının yanında okuldan alabilir, arkadaşlarının fark edeceği şekilde onu parka götürebilir.


—Kendini aşağıda görme: Bir yetimin yaşayabileceği diğer olumsuz duygu kendini daha aşağıda görmektir. Bir yetim, babası olan çocukları kendinden üstün görebilir, kendisini ise aşağı... Bu nedenle yetimin kendini diğer çocuklardan üstün görmesine ihtiyacı vardır. Bu illaki baba alanında olmak zorunda değildir. Bir yetimin babası olmayabilir ama arkadaşlarında olmayan bir ayakkabıya sahip olabilir. Babası olmayabilir ama onunla oldukça eğlenceli vakit geçiren diğer çocukların babasının bilmediği oyunlar bilen amcası olabilir. Bu üstünlük okul başarısı ya da bir yetenek alanında da olabilir. Unutulmamalıdır ki her yetim diğer kendini diğer çocuklardan üstün hissettiği alanlara ihtiyaç duyar. Bir yetim içsel olarak “Ben şu konularda sizden üstünüm” dedikçe kendine olan güveni de artmış olur.



—Acıyan bakışlardan rahatsızlık: Bir insanı en rahatsız eden duyguların başında başkalarının kendisine acıması gelir. Acınacak durumda olmak bizi üzer. Acıyan gözlerle bize baktıklarında aşırı huzursuz oluruz. Yetim çocuk büyüdükçe acıyan gözlerle kendisine bakılmasından rahatsız olur. Hayatta “yetim” kimliğiyle değil “çocuk” kimliğiyle var olmak ister. Yetime yapılacak en büyük iyilik acıyan bakışlardan onu olabildiğince uzak tutmaktır.


— Suçluluk ve utanç duygusu: Yetimin diğer yaşadığı duygu utançtır. Bir yetim özellikle çocukluk döneminde babası olmadığı için suçluluk ve utanç duyar. Her sene başında tanışma gününde babasının adı ve işi sorulacağı için kaygı duyup utanabilir. “Benim babam yok, öldü” demek ve bunu her tanışmada tekrarlamak yetimi yaralar. Sıra arkadaşına babasının olmadığını söylemekte zorlanabilir. Bu gerçeklikle yüzleşemeyen bazı çocuklar babaları varmış gibi gerçek olmayan öyküler anlatabilir. Bu çocuklar için “Babalar Günü” bir kâbusa dönüşebilir. Bugünde babasız olduğu için duyduğu utanç artabilir.
— Hayata karşı güvensizlik: Yetim çocuklar hayata karşı güvensiz de olabilir. Çünkü hayat, onların en önemli parçasını elinden almıştır. Bu nedenle bu çocuklar güven temelli ilişki kurmakta zorlanırlar. İlişki kurduğu bu kişilerin de bir gün kendilerini terk edecekleri kaygısını yaşarlar. Özellikle henüz küçük yaşlarda babanın gidişi annenin de gideceği kaygısını oluşturur ve annesini hiç bırakmak istemeyebilir. Bu nedenle yetim kendini babasız bırakan hayata karşı içsel bir güvensizlik besleyebilir.


—Öfke duygusu: Yetim çocuk ergenliğe doğru ilerledikçe öfke duyguları kabarmaya başlar. Çocukluk döneminde kendine yöneltilen suçluluk ve utanç duygusu, yerini başkalarına yöneltilen öfke duygusuna bırakır. Hayat onun babasını elinden almış ya da babası onu bırakıp gitmiştir. Babasına, babasıyla evlendiği için annesine, babasızlığı ona sunduğu için hayata, kadere ve Allah’a karşı öfke duyabilir. Bu derin öfke yüzeyde herkese yansır. Bu dönem, yetim gencin en çok desteğe ihtiyaç duyduğu dönemdir. Onu anlayacak, dinleyecek kişilerin olmaması ergeni boşluğa sürükleyebilir ve bu durum çeşitli sapkın inançların ve bağımlılıkların kapısını arayabilir.


—Sorumluluktan kaçma: Bazı yetimler kendini babasızlığın ardına saklar ve hayattaki tüm başarısızlıkları babasızlığa yükler. “Babam olsaydı başarılı olurdum, babam olsaydı ben bu kadar kötü olmazdım” diye düşünürler. Kendilerini tüm sorumluluklardan azade eder ve kendilerini değiştirmeye yanaşmazlar. Bu yetimlere de danışmanlık desteği sunulup onların bu çukurdan çıkarılması çok önemlidir.


—Otorite figürünün olmayışı: Baba, yetime sınır koyan kişidir, evde otorite figürüdür. Baba gittiğinde eğer kimse çocuğa yeteri sınır koymadıysa, çocuk hayatında bir otorite figürü görmediyse sınırlar konusunda sorun yaşayabilir. Anne de zaten babası olmadığı için çocuğuna aşırı şefkat gösterip sınır koymazsa çocuk ergenlik dönemine geldiğinde otorite, kurallar ile sorunlar yaşayabilir. Bu durum çeşitli suç girişimlerinin de kapısını arayabilir.


—Rol model ihtiyacı: Ergenlik dönemi ile yetim eğer erkekse, bir rol model ihtiyacı duyar. Bu ihtiyaç baba yerine geçen birisi tarafından karşılanmıyorsa yetim kendisine rastgele bir rol model seçebilir. Bu da bir felaketin bir başlangıcı olabilir. Bu nedenle özellikle ergenlik dönemlerinde erkek yetimlerin doğru rol model olabilecek kendisinden yaşça büyük rol modellerle karşılaşmaya, onlar tarafından değer görmeye ihtiyacı vardır.


Özetleyecek olursak, yetimlik zor bir süreçtir. Bu süreçte ilk yapılacak olan baba yerine geçebilecek biriyle yetimin hayatını ayakta tutmak, sonrasında ise anneyi psikolojik olarak desteklemektir. Yetime üstünlük duygusunu yaşatmak, doğru sınırlar koymak, acıma duygusundan uzak şekilde onlarla ilişki kurmak yetime yapılacak en büyük iyiliklerdendir. Ergenlik döneminde sunacağımız doğru rol modellerle bir yetim hayatına daha doğru yol çizebilecektir.

Pedagog Mehmet Teber

21 Kasım 2015 Cumartesi

Bebek, güzel yabancı bir şarkı çaldığı zaman oynamaya başlıyor. Daha sonra bebek ritim kısmı bitince duraksıyor ve ritim devam ettiği sırada dansına kaldığı yerden devam ediyor.

Güne bir sıfır önde başlamak için bu sevimli bebeğin dansını izlemenizi tavsiye ediyorum... Maşallah çok da güzel oynuyor, acaba ileride bir dans başarısı olabilir mi? Bir ışık sezdim bu bebekten :)


Ev ödevi, anne babaların en önemli çıkmazlarından biri... Konunun uzmanı Pedagog Mehmet Teber, Bilgibebek’e önemli açıklamalar yaptı.

Pedagog Teber “ödev kimin sorumluluğu” sorusuna net yanıtlar verirken, anne-babaların yaşadığı açmazlara dikkat çekti. Teber: “Çocuğuna sorumluluk eğitimi vermeyen ebeveynlerin çocukları ödev yapmakta zorlanır, ama bir öğretmen bir çocuğun yaşının üstünde ödev veriyorsa çocuk sorumluluğunu bilse bile bu ödevleri uzun, sıkıcı ya da oyun vaktini elinden aldığı için yapmayabilir”.



Çocuğunuza Baskı Yapmayın 

Anne babaların, ödev yapamayan çocuklarını tembellikle nitelendirmemesi gerektiğinin altını çizen Pedagog Teber, psikolojik sorunlara dikkat çekti: “Psikolojik sorunları olan, depresyonu, kaygısı, takıntısı, DEHB’si olan çocuklar da ödev yapmakta zorlanırlar. Çocuğun zekası geriden geliyorsa, öğrenme güçlüğü varsa bu da ödevin önünde engel olabilir.

” Psikolojik Faktör “

Çocuk ödev yapmıyorsa bu direk sorumluluğa bağlanmaz. Psikolojik faktörler elendikten, çocuğun eğitim geçmişi incelendikten ve öğretmenin tutumu göz önüne alındıktan sonra tüm bu üç alanda sorun yoksa ve çocuk hala ödev yapmıyorsa işte o zaman sorumluluktan bahsedebiliriz” “Bu çocuk ödev yapmıyor” çıkarımından önce, ebeveynler kendi içlerinde Pedagog Mehmet Bey ‘in söylediği noktaları değerlendirdikten sonra kendi çözümünü bulacaktır diye düşünüyorum.

Mehmet Teber
Giyim firmaları daha fazla kar için dünyayı saran moda hastalığını küçücük çocuklara da bulaştırdı. Firmalar büyüklerde olduğu gibi 'çocuk modası' adı altında kampanyalar düzenliyor. Söz konusu kampanyalarda ise çocuklara, yetişkinlerde yapıldığı gibi kombinler oluşturulup, yaşlarının çok üzerinde tarzlarda kıyafetler giydiriliyor.

 Çocuklara Büyük Kötülük 

Çocuk modası tuzağını Vahdet'e değerlendiren Pedagoji Derneği Başkanı Mehmet Teber, tüm giyim markalarının çocukların dünyasına yetişkin kıyafetlerini sokmanın peşinde olduklarını belirtti. Çocuklara büyük bir kötülük yapıldığını söyleyen Teber, çocukların çocuksu kalması gerektiğini vurguladı.

Hızla Büyütülüyorlar 

Çocuk kıyafetlerini yetişkinlerin kıyafetleri gibi uyarlamanın çocukları hızla büyüttüğünü söyleyen Teber, "Çocuklar geri getirilmesi mümkün olmayan bir hazinedir. Kıyafetler yetişkinleştikçe çocuklar da psikolojik olarak büyür. Kendilerini yetişkin gibi görebilirler. Kombin yapmak, uyumlu giyinmek kavramları onların ruhuna siner. Halbuki bir çocuk bunları düşünmemeli" ifadelerini kullandı.

Her Şey Çocukçu Olmalı 

Çocukların yaşlarına uygun şekilde giydirilmesi gerektiğinin altını çizen Teber, "Çocukların dünyasındaki kavramlar çocuksu olmalı. Çocuk dünyasına büyüklerin kavramlarını soktuğumuzda onların çocukluklarını elinden almış oluruz. Bu da çocuklara yapılan bir kötülüktür" diyerek aileleri uyardı.

Pedagoji Derneği Başkanı Mehmet Teber

19 Kasım 2015 Perşembe


Yapılan araştırmalarda inek sütü ile beslenen bebeklerin obezite hastalığına yakalanma riskinin daha yüksek olduğu sonuçlarına varıldı. Günlük olarak 600 ml inek sütü verilen bebekler, anne sütü ile beslenen bebeklere göre daha hızlı kilo aldıkları ve obeziteye davetiye çıkardıkları gözlendi.





Bebeklere verilen sütün çeşidi ve süt miktarı bebeğin kilo artış oranını büyük derecede etkilediği söyleniyor. 1000 çocuğun incelendiği araştırmada bebeklik çağının son zamanlarında verildiği inek sütü, çocuk çağında hızlı kilo alımına ve obeziteye neden olduğuna saptandı. Uzmanlar tekrar tekrar uyarıyor!

" Bebeklere 1 Yaşından Önce İnek Sütü Verilmemeli!"

18 Kasım 2015 Çarşamba

İZMİR'DE SAAT KULESİ PREMATÜRE BEBEKLER İÇİN MOR RENGE BÜRÜNDÜ

Dünya Prematüre Günü kapsamında saat 19.00'da Konak Saat Kulesi önünde toplanan prematüre aileleri, prematüreliğe dikkat çekmek ve prematürelik hakkındaki farkındalığı artırmak amacıyla toplandılar. Dünyadaki önemli sembol yapılarda olduğu gibi Dünya Prematüre Günü'nde İzmir'in simge yapılarından Saat Kulesi'de prematüre bebekleri temsil eden mor renge büründü.



Grup adına açıklama yapan Doç. Dr. Özge Altun Köroğlu, "Bugün 17 Kasım Dünya Prematüre Günü ve 2009 yılından bu yana kutlanmakta. Prematüreliğe dikkat çekmek için düzenlenen bu etkinliklerin en bilineni dünyanın önemli yapıları mor renkle ışıklandırılması. Bizde bir ilk olarak bu sene Saat Kulesi İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin katkılarıyla mor renkle ışıklandırıldı. İzmir'deki değişik hastanelerdeki doktorlarımız ve prematüre aileler bir araya geldik dedi. Etkinlik prematüre aileler ile doktorların toplu fotoğraf çektirmesinin ardından sona erdi.






Altıncı hastalık diye tabir edilen çocuk hastalığı çoğunlukla 6 ay ile 3 yaş aralığındaki çocuklarda rastlanan , 3-4 gün Yüksek ateşle devam eden ve ateşin hemen arkasından pembe pembe küçük döküntü lekeleri ortaya çıkaran , virüslerin neden olduğu bir hastalık türüdür. Herpes virüs tip 6 diye adlandırlılan bir virüs çeşididir. Çocukluk yaşlarında yüksek ateşle devam eden ve özellikle de gereksiz yere yüksek doz antibiyotik alınmasına sebebiyet veren bir hastalıktır.Hastalık esnasında ateşin oldukça yüksek seyretmesi ve hiçbir hastalık belirtisi göstermeden 3-4 gün kadar çıkıp çıkıp inmesi aileleri endişeye sokuyor ve panik yapmalarına neden oluyor. Doktorlar tarafından incelendiğinde ateşin olduğu dönemde hiçbir muayene belirtisi olmamasından dolayı ve sebebi belli olmayan bir ateş oluşturması dolayısıyla doktorları da çok tedirgin eder ve çoğu doktor 3-4 gün sonra döküntüleri incelediğinde ateşin düşmesi ile aile ile birlikte derin nefes alır ve rahatlar. 6.Hastalık yabancı dilde Roseola, Roseola infantum, 3-Day-Fever (3 Günlük Ateş), baby measles ve rose rash olarak da bilinir. Hatta bizdeki gibi “sixth disease” de denilir.




Çocuklarda hangi yaş aralığında görülür? Çevrenin de etkisi var mıdır.? 

Altıncı hastalık çocukluk çağında en çok 6 ay ile 3 yaş aralığındaki çocuklarda görülür,Görülme sıklığı incelendiğinde genellikle ilkbahar ve sonbaharda daha sıklıkla görüldüğü doktorlar tarafından tespit edilmiştir.Hastalık tabii ki farklı mevsimlerde de görülebiliyor. Fakat bebek ve çocukların yakalandığı bir hastalık türüdür. Çocuk, 6. Hastalığı atlattıktan sonra ömür boyu bağışıklık kazanır ve bir daha geçirmaz...


6.Hastalık'ın bir aşısı yok mudur?
Altıncı hastalık için şuanlık tedavi için bir aşısı yoktur.

6.Hastalık'ın ne gibi belirtileri vardır?

Altıncı hastalıkta çocukların vücüdunda döküntüler meydana gelene kadar en önemli belirtken Yüksek ateştir. Bunun yanı sıra hussuzluk da olabilir. Bunlardan başka hastalığa dair bir belirti olmaz. Çocuğun ateşi 39 -39.5 dereceye kadar çıktıysa, eller ve ayaklar hafiften morarmış ve titrer şekilde ise hemen bir acil servise müracat edilmelidir.

- Bu hastalık bebek ve çocuklar için çok önem arz ediyor.!

15 Kasım 2015 Pazar

Acıbadem Kayseri Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Murat Çağlar, 'Kolik' terimiyle ilgili bilgileri sunarken bazı tavsiyelerde bulundu. Çağlar, kolik yada bir başka adıyla 'İnfantil kolik'in normal bir bebekte günde 3 saat , haftada ise minimum 3 gün ve yaklaşık 3-6 hafta devam eden sebebi belirlenemeyen ve aileyi zor duruma sokacak düzeydeki periyodik ağlama krizleri olduğunu belirtti. Dr. Murat Çağlar, şu şekilde açıkladı :

"Kolik bebek, genellikle akşam vakitleri  huzursuzlanmaya, akşamın ilk saatlerinde ise bu rahatsızlık akabinde ağlamaya geçiyor. Gece yarısına dek süren bu üzücü durum, bebeğin geç saatlerde uykuya dalmasıyla bitiyor. Genellikle yüzde kızarıklık, ayaklarını karnına çekerek çığlık atarcasına ağlamaya başlıyor ve ara ara gelip giden tarzda 2-3 saat bu durum devam edebiliyor. Bebeğin gazını almakla bu rahatsızlık azalabiliyor. Kolik çoğunlukla bebeğin ikinci üçüncü haftasında başlıyor, 6. haftada daha da artıyor ve 3-4. ayda kendi kendine kayboluyor.
kolik-bebek

 Koliklik nedeni kesin olarak bilinmemesine rağmen sindirim sistemi, psikososyal sebepler venörogelişimsel sebepler buna neden olabileceği söyleniyor.'' Gaz sancısının anne sütü veya mama ile beslenen bebeklerde rastlanıldığını, bebeklerin meme emerken gaz yutmasının en önemli sebebi yanlış beslenme olduğunu ve annelerin bebeklerini emzirirken daha dikkatli olması gerekiyor." dedi.

6 Kasım 2015 Cuma

Bebekler için oyuncak seçme işi anne babalara düşüyor. Minikler, hem gerçek dünyayı hem de kendi yetenek ve becerilerini önce oyuncaklarla keşfetmeye başlar. Doğal olarak oyuncakların onların gelişiminde rolü çok önemlidir. Oyuncak alırken aradığımız özellikler aslında çok net. Eğitici, eğlendirici ve onlar için tamamıyla güvenli olmaları en önemli özellikler.
Bebekler için oyuncak alırken en önemli kriter, güvenilir markaların oyuncaklarını almak olmalıdır. Sık sık ağzına götüreceği, birlikte uyuyup yemeklerini hatta banyosunu paylaşmak isteyeceği oyuncaklarının ona zararlı olabilecek bir materyal, boya ya da aksesuar içermediğinden emin olmanın tek yolu tercihlerinizi güvenilir markalardan yana yapmak. Bir diğer dikkat edilmesi gereken konu da seçtiğiniz oyuncakların onların gelişimine de katkıda bulunması. Yapacağınız doğru oyuncak seçimlerinizle her gün hayat ve kendisiyle ilgili yeni şeyler öğrenen bebeğinize büyüme macerasında yardımcı olabilirsiniz.
Tüm bu özellikleri bir arada bulabileceğiniz Todizoo oyuncaklarını inceleyerek, bebeğinizin yaş ve ihtiyaçlarına en uygun olanları tercih edebilirsiniz.
TODİZOO MÜZİKLİ ÇINGIRAKLAR: Bu sevimli arı ve kelebek çok marifetli. Minik parmakların kolayca basabildiği düğmesi eğlenceli melodiler çalıyor. Ses efektli kanatları ve boncukları ile hem bir çıngırak hem de dişlik olan kanatları tam kaşınan dişlere göre. Üçüncü aydan itibaren tüm bebekler için tercih edilebilir.
TODİZOO EMEKLEME BÖCEĞİ VE TOSBAĞA: Emekleme nasıl da heyecan verici bir dönem değil mi? Şimdi emekleme çalışmalarına yardımcı olacak iki sevimli arkadaş var. Todizoo’dan Emekleme Böceği ve Tosbağa üstüne basınca ilerliyor, bebeğiniz de onları hevesle takip ediyor. 12 ay ve üzeri bebekler için tam bir emekleme yardımcısıdır.
TODİZOO ARKADAŞIM SERİSİ: Todizoo’nun bu şirin oyuncakları basıldığında ışıklı düğmeleri ile melodiler çalıyor, “ABC” ve “123” ve birbirinden sevimli kısa cümleler söylüyor. Minikler bu arkadaşları onları çok eğlendirdiği için seviyor, biz de onların el-göz koordinasyonlarını güçlendirip sebep-sonuç ilişkisini öğrenmelerine yardımcı oldukları için seviyoruz. Üçüncü aydan itibaren tüm bebekler içindir.


Bir boomads advertorial içeriğidir.

Sosyal Paylaşım Sayfaları

sosyal sitesosyal sitesosyal site

Taze Yayınlar

Takipçilerim

Popüler Yazılarımız

E-Posta İle Takipte Kalın

Sayfa Görüntüleme Sayısı


Bumerang - Yazarkafe

Bumerang - Yazarkafe

Bloğumuza Birde Burdan Bakın ツ