BilgiBebek <!--Can't find substitution for tag [bilgibebek]-->

25 Kasım 2015 Çarşamba

yetim-cocuk

Yetimlik zor bir süreçtir. Bu süreçte ilk yapılacak olan baba yerine geçebilecek biriyle yetimin hayatını ayakta tutmak, sonrasında ise anneyi psikolojik olarak desteklemektir. Yetime üstünlük duygusunu yaşatmak, doğru sınırlar koymak, acıma duygusundan uzak şekilde onlarla ilişki kurmak yetime yapılacak en büyük iyiliklerdendir. Ergenlik döneminde sunacağımız doğru rol modellerle bir yetim hayatına daha doğru yol çizebilecektir.


Anne ve babanın ruh dünyamızda ne kadar önemli bir yere sahip olduğunu anlatmaya kelimelerimiz yetmez. İnsanı kendi kişiliği, annesi ve babası ile birlikte üç ayaklı bir sehpaya benzetebiliriz. Üç ayaklı bir sehpanın bir ayağı eksik olduğunda ayakta duramaz. Aynı şekilde bizler, anne-babamız yanımızda olmadığında çok zorlanırız. Anne-babanın yokluğu çocukluk döneminde gerçekleştiyse hayat bizler için daha çetrefilli hale gelir.



Bir çocuk için anne-babanın yanında olmaması demek, hayata güçlüklerle başlamak demektir. Bazen hayatın bir cilvesi, ya da bir imtihanı vesilesi olarak bu ayaklardan biri hayatımızdan çıkıverir. Bir çocuk baba ayağından yoksun olduğunda yetim, anneden yoksun olduğunda ise öksüz adını alır.


Bir ayağı eksik olan sehpanın ayakta kalmasının bir kaç yolu vardır: İlki olmayan ayağın yerine geçecek başka bir ayak bulmaktır. Olmayan ayağın yerine geçen ayak, gerçek ayak gibi olmayabilir ama sonuçta sehpanın ayakta kalmasına büyük hizmet eder. Bu nedenle bir çocuğun dünyasında bir hayat eksik olduğunda telafi mekanizmalarını harekete geçirmek çok önemlidir. Bir çocuk yetim kaldığında dayı, amca, dede gibi büyükler devreye girebilir ve çocuğun ayakta durmasına yardımcı olurlar. Bazen bu ayak bir öğretmen, bazen de hayırsever biri olabilir. Her kim olursa olsun, baba yerine geçen bir ayak bazen bir baba kadar çocuğa güç katabilir.


Anne, hem anne hem baba olamaz

Bazen sehpanın olmayan ayağının yerine koyacak bir başka ayak bulunmaz. Bu durumda ayakta kalmanın yolu, diğer ayağın aşırı derecede yüklenip sehpayı ayakta tutmasıdır. Bu genelde anne olur. Anne aşırı yüklenme ile sehpayı ayakta tutar. Hem annelik hem de babalık yapar. Böyle durumlarda topluma düşen görev annenin yanında olmak, anneyi desteklemektir.
Telafi ayağın olmadığı durumlarda anne hem annelik hem de babalık yaptığı için çocuğuna yeterli anneliği veremeyebilir. Ayakta kalmak isteyen anne güçlü kalmak için katı, erkeksi ve acımasız bir görünüme bürünebilir. Bu da çocuğun yeterli şefkati alamaması anlamına gelebilir. Ya da bazı anneler, babasız kalan çocuklarına acırlar ve ona sınır koyamazlar, “Hayır!” ya da “Dur!” diyemezler. Bu durumda çocuk aklına eseni yapan, sınırlarla ve kurallarla sorunu olan bir çocuğa dönüşebilir. Yetim çocuğa acıyıp onun her dediğini yapmak, onu sürekli hediyelere boğmak çocuğu anlık mutlu etse de uzun vadede ona zarar verir.


Bazen olmayan ayağı telafi edecek bir ayak olmadığı gibi, güçlü bir diğer ayak da bulunmaz. Bu durumda ayakta kalmanın tek yolu çocuk ayağının çok güçlü olmasıdır. Bu durumda çocuk, ayakta kalabilmek için güçlü, katı ve acımasız olması gerektiğine inanır. Artık diğer insanlara güvenmez, çünkü onlar gelip sehpayı ayakta tutmamışlardır. Bazı çocuklar bu süreci kendini güçlendirerek aşarken bazı çocuklar ise hiç mücadele etmezler ve bu sehpanın altında kalırlar.
Bizim kültürümüz yetime ve yetimliği çok önem vermiş ve sehpanın ayakta kalmasını ilk yolla, ilki olmasa ikinci yolla hep sağlamıştır. Bu nedenle yetimler hep koruma ve himaye görmüş, koruyup kollanmıştır. Ancak günümüzde yetimler konusundaki duyarlılığımız azalmış ve mağdur olan yetimlerin sayısı artmıştır. Kültürel değerlerin ve akrabalık bağlarının zayıflaması yetim çocukları daha da zor durumlara sürüklemiştir. Yetimler konusunda yeni bir uyanışa ihtiyaç olduğu kesindir.

yetimcocuk


Yetim çocuğun duyguları

Olmayan baba yerine telafi olmaması, annenin bu boşluğu kapatması ve çocuğun anne olmadan tek başına ayakta kalma çabasından bahsettik. Her bir durum, yetimin psikolojine farklı izler bırakır. Bunun dışında yukarıdaki üç durumdan hangisinde olursa olsun yetim çocuk temel bazı duygular yaşar.


—Eksiklik duygusu: Bir yetimin en çok yaşadığı duygu eksiklik duygusudur. Nasıl ki, bazı bedensel engelliler çeşitli beden uzuvlarından yoksundur, yetim de babadan yana yoksun ve eksiktir. Yetimin hissettiği bu eksiklik duygusu bir başka çocuğu babası ile birlikte gördüğünde derinleşir. Babasıyla oynayan, okul çıkışında babasının elinden tutan, babasıyla parkta gezen çocukları gördüğünde özlemle karışık eksiklik hisseder. Babasıyla birlikte gördüğü her çocuk yetimin bu yarasını deşer. Babası olmasa da babasıyla geçireceği günlerin hayalini kurar. Bu çocukların bu eksiklikleri baba yerine geçebilecek kişilerle kısmen giderilebilir. Örneğin dede ya da dayı çocuğu arkadaşlarının yanında okuldan alabilir, arkadaşlarının fark edeceği şekilde onu parka götürebilir.


—Kendini aşağıda görme: Bir yetimin yaşayabileceği diğer olumsuz duygu kendini daha aşağıda görmektir. Bir yetim, babası olan çocukları kendinden üstün görebilir, kendisini ise aşağı... Bu nedenle yetimin kendini diğer çocuklardan üstün görmesine ihtiyacı vardır. Bu illaki baba alanında olmak zorunda değildir. Bir yetimin babası olmayabilir ama arkadaşlarında olmayan bir ayakkabıya sahip olabilir. Babası olmayabilir ama onunla oldukça eğlenceli vakit geçiren diğer çocukların babasının bilmediği oyunlar bilen amcası olabilir. Bu üstünlük okul başarısı ya da bir yetenek alanında da olabilir. Unutulmamalıdır ki her yetim diğer kendini diğer çocuklardan üstün hissettiği alanlara ihtiyaç duyar. Bir yetim içsel olarak “Ben şu konularda sizden üstünüm” dedikçe kendine olan güveni de artmış olur.



—Acıyan bakışlardan rahatsızlık: Bir insanı en rahatsız eden duyguların başında başkalarının kendisine acıması gelir. Acınacak durumda olmak bizi üzer. Acıyan gözlerle bize baktıklarında aşırı huzursuz oluruz. Yetim çocuk büyüdükçe acıyan gözlerle kendisine bakılmasından rahatsız olur. Hayatta “yetim” kimliğiyle değil “çocuk” kimliğiyle var olmak ister. Yetime yapılacak en büyük iyilik acıyan bakışlardan onu olabildiğince uzak tutmaktır.


— Suçluluk ve utanç duygusu: Yetimin diğer yaşadığı duygu utançtır. Bir yetim özellikle çocukluk döneminde babası olmadığı için suçluluk ve utanç duyar. Her sene başında tanışma gününde babasının adı ve işi sorulacağı için kaygı duyup utanabilir. “Benim babam yok, öldü” demek ve bunu her tanışmada tekrarlamak yetimi yaralar. Sıra arkadaşına babasının olmadığını söylemekte zorlanabilir. Bu gerçeklikle yüzleşemeyen bazı çocuklar babaları varmış gibi gerçek olmayan öyküler anlatabilir. Bu çocuklar için “Babalar Günü” bir kâbusa dönüşebilir. Bugünde babasız olduğu için duyduğu utanç artabilir.
— Hayata karşı güvensizlik: Yetim çocuklar hayata karşı güvensiz de olabilir. Çünkü hayat, onların en önemli parçasını elinden almıştır. Bu nedenle bu çocuklar güven temelli ilişki kurmakta zorlanırlar. İlişki kurduğu bu kişilerin de bir gün kendilerini terk edecekleri kaygısını yaşarlar. Özellikle henüz küçük yaşlarda babanın gidişi annenin de gideceği kaygısını oluşturur ve annesini hiç bırakmak istemeyebilir. Bu nedenle yetim kendini babasız bırakan hayata karşı içsel bir güvensizlik besleyebilir.


—Öfke duygusu: Yetim çocuk ergenliğe doğru ilerledikçe öfke duyguları kabarmaya başlar. Çocukluk döneminde kendine yöneltilen suçluluk ve utanç duygusu, yerini başkalarına yöneltilen öfke duygusuna bırakır. Hayat onun babasını elinden almış ya da babası onu bırakıp gitmiştir. Babasına, babasıyla evlendiği için annesine, babasızlığı ona sunduğu için hayata, kadere ve Allah’a karşı öfke duyabilir. Bu derin öfke yüzeyde herkese yansır. Bu dönem, yetim gencin en çok desteğe ihtiyaç duyduğu dönemdir. Onu anlayacak, dinleyecek kişilerin olmaması ergeni boşluğa sürükleyebilir ve bu durum çeşitli sapkın inançların ve bağımlılıkların kapısını arayabilir.


—Sorumluluktan kaçma: Bazı yetimler kendini babasızlığın ardına saklar ve hayattaki tüm başarısızlıkları babasızlığa yükler. “Babam olsaydı başarılı olurdum, babam olsaydı ben bu kadar kötü olmazdım” diye düşünürler. Kendilerini tüm sorumluluklardan azade eder ve kendilerini değiştirmeye yanaşmazlar. Bu yetimlere de danışmanlık desteği sunulup onların bu çukurdan çıkarılması çok önemlidir.


—Otorite figürünün olmayışı: Baba, yetime sınır koyan kişidir, evde otorite figürüdür. Baba gittiğinde eğer kimse çocuğa yeteri sınır koymadıysa, çocuk hayatında bir otorite figürü görmediyse sınırlar konusunda sorun yaşayabilir. Anne de zaten babası olmadığı için çocuğuna aşırı şefkat gösterip sınır koymazsa çocuk ergenlik dönemine geldiğinde otorite, kurallar ile sorunlar yaşayabilir. Bu durum çeşitli suç girişimlerinin de kapısını arayabilir.


—Rol model ihtiyacı: Ergenlik dönemi ile yetim eğer erkekse, bir rol model ihtiyacı duyar. Bu ihtiyaç baba yerine geçen birisi tarafından karşılanmıyorsa yetim kendisine rastgele bir rol model seçebilir. Bu da bir felaketin bir başlangıcı olabilir. Bu nedenle özellikle ergenlik dönemlerinde erkek yetimlerin doğru rol model olabilecek kendisinden yaşça büyük rol modellerle karşılaşmaya, onlar tarafından değer görmeye ihtiyacı vardır.


Özetleyecek olursak, yetimlik zor bir süreçtir. Bu süreçte ilk yapılacak olan baba yerine geçebilecek biriyle yetimin hayatını ayakta tutmak, sonrasında ise anneyi psikolojik olarak desteklemektir. Yetime üstünlük duygusunu yaşatmak, doğru sınırlar koymak, acıma duygusundan uzak şekilde onlarla ilişki kurmak yetime yapılacak en büyük iyiliklerdendir. Ergenlik döneminde sunacağımız doğru rol modellerle bir yetim hayatına daha doğru yol çizebilecektir.

Pedagog Mehmet Teber

21 Kasım 2015 Cumartesi

Bebek, güzel yabancı bir şarkı çaldığı zaman oynamaya başlıyor. Daha sonra bebek ritim kısmı bitince duraksıyor ve ritim devam ettiği sırada dansına kaldığı yerden devam ediyor.

Güne bir sıfır önde başlamak için bu sevimli bebeğin dansını izlemenizi tavsiye ediyorum... Maşallah çok da güzel oynuyor, acaba ileride bir dans başarısı olabilir mi? Bir ışık sezdim bu bebekten :)


Ev ödevi, anne babaların en önemli çıkmazlarından biri... Konunun uzmanı Pedagog Mehmet Teber, Bilgibebek’e önemli açıklamalar yaptı.

Pedagog Teber “ödev kimin sorumluluğu” sorusuna net yanıtlar verirken, anne-babaların yaşadığı açmazlara dikkat çekti. Teber: “Çocuğuna sorumluluk eğitimi vermeyen ebeveynlerin çocukları ödev yapmakta zorlanır, ama bir öğretmen bir çocuğun yaşının üstünde ödev veriyorsa çocuk sorumluluğunu bilse bile bu ödevleri uzun, sıkıcı ya da oyun vaktini elinden aldığı için yapmayabilir”.



Çocuğunuza Baskı Yapmayın 

Anne babaların, ödev yapamayan çocuklarını tembellikle nitelendirmemesi gerektiğinin altını çizen Pedagog Teber, psikolojik sorunlara dikkat çekti: “Psikolojik sorunları olan, depresyonu, kaygısı, takıntısı, DEHB’si olan çocuklar da ödev yapmakta zorlanırlar. Çocuğun zekası geriden geliyorsa, öğrenme güçlüğü varsa bu da ödevin önünde engel olabilir.

” Psikolojik Faktör “

Çocuk ödev yapmıyorsa bu direk sorumluluğa bağlanmaz. Psikolojik faktörler elendikten, çocuğun eğitim geçmişi incelendikten ve öğretmenin tutumu göz önüne alındıktan sonra tüm bu üç alanda sorun yoksa ve çocuk hala ödev yapmıyorsa işte o zaman sorumluluktan bahsedebiliriz” “Bu çocuk ödev yapmıyor” çıkarımından önce, ebeveynler kendi içlerinde Pedagog Mehmet Bey ‘in söylediği noktaları değerlendirdikten sonra kendi çözümünü bulacaktır diye düşünüyorum.

Mehmet Teber
Giyim firmaları daha fazla kar için dünyayı saran moda hastalığını küçücük çocuklara da bulaştırdı. Firmalar büyüklerde olduğu gibi 'çocuk modası' adı altında kampanyalar düzenliyor. Söz konusu kampanyalarda ise çocuklara, yetişkinlerde yapıldığı gibi kombinler oluşturulup, yaşlarının çok üzerinde tarzlarda kıyafetler giydiriliyor.

 Çocuklara Büyük Kötülük 

Çocuk modası tuzağını Vahdet'e değerlendiren Pedagoji Derneği Başkanı Mehmet Teber, tüm giyim markalarının çocukların dünyasına yetişkin kıyafetlerini sokmanın peşinde olduklarını belirtti. Çocuklara büyük bir kötülük yapıldığını söyleyen Teber, çocukların çocuksu kalması gerektiğini vurguladı.

Hızla Büyütülüyorlar 

Çocuk kıyafetlerini yetişkinlerin kıyafetleri gibi uyarlamanın çocukları hızla büyüttüğünü söyleyen Teber, "Çocuklar geri getirilmesi mümkün olmayan bir hazinedir. Kıyafetler yetişkinleştikçe çocuklar da psikolojik olarak büyür. Kendilerini yetişkin gibi görebilirler. Kombin yapmak, uyumlu giyinmek kavramları onların ruhuna siner. Halbuki bir çocuk bunları düşünmemeli" ifadelerini kullandı.

Her Şey Çocukçu Olmalı 

Çocukların yaşlarına uygun şekilde giydirilmesi gerektiğinin altını çizen Teber, "Çocukların dünyasındaki kavramlar çocuksu olmalı. Çocuk dünyasına büyüklerin kavramlarını soktuğumuzda onların çocukluklarını elinden almış oluruz. Bu da çocuklara yapılan bir kötülüktür" diyerek aileleri uyardı.

Pedagoji Derneği Başkanı Mehmet Teber

19 Kasım 2015 Perşembe


Yapılan araştırmalarda inek sütü ile beslenen bebeklerin obezite hastalığına yakalanma riskinin daha yüksek olduğu sonuçlarına varıldı. Günlük olarak 600 ml inek sütü verilen bebekler, anne sütü ile beslenen bebeklere göre daha hızlı kilo aldıkları ve obeziteye davetiye çıkardıkları gözlendi.





Bebeklere verilen sütün çeşidi ve süt miktarı bebeğin kilo artış oranını büyük derecede etkilediği söyleniyor. 1000 çocuğun incelendiği araştırmada bebeklik çağının son zamanlarında verildiği inek sütü, çocuk çağında hızlı kilo alımına ve obeziteye neden olduğuna saptandı. Uzmanlar tekrar tekrar uyarıyor!

" Bebeklere 1 Yaşından Önce İnek Sütü Verilmemeli!"

18 Kasım 2015 Çarşamba

İZMİR'DE SAAT KULESİ PREMATÜRE BEBEKLER İÇİN MOR RENGE BÜRÜNDÜ

Dünya Prematüre Günü kapsamında saat 19.00'da Konak Saat Kulesi önünde toplanan prematüre aileleri, prematüreliğe dikkat çekmek ve prematürelik hakkındaki farkındalığı artırmak amacıyla toplandılar. Dünyadaki önemli sembol yapılarda olduğu gibi Dünya Prematüre Günü'nde İzmir'in simge yapılarından Saat Kulesi'de prematüre bebekleri temsil eden mor renge büründü.



Grup adına açıklama yapan Doç. Dr. Özge Altun Köroğlu, "Bugün 17 Kasım Dünya Prematüre Günü ve 2009 yılından bu yana kutlanmakta. Prematüreliğe dikkat çekmek için düzenlenen bu etkinliklerin en bilineni dünyanın önemli yapıları mor renkle ışıklandırılması. Bizde bir ilk olarak bu sene Saat Kulesi İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin katkılarıyla mor renkle ışıklandırıldı. İzmir'deki değişik hastanelerdeki doktorlarımız ve prematüre aileler bir araya geldik dedi. Etkinlik prematüre aileler ile doktorların toplu fotoğraf çektirmesinin ardından sona erdi.






Altıncı hastalık diye tabir edilen çocuk hastalığı çoğunlukla 6 ay ile 3 yaş aralığındaki çocuklarda rastlanan , 3-4 gün Yüksek ateşle devam eden ve ateşin hemen arkasından pembe pembe küçük döküntü lekeleri ortaya çıkaran , virüslerin neden olduğu bir hastalık türüdür. Herpes virüs tip 6 diye adlandırlılan bir virüs çeşididir. Çocukluk yaşlarında yüksek ateşle devam eden ve özellikle de gereksiz yere yüksek doz antibiyotik alınmasına sebebiyet veren bir hastalıktır.Hastalık esnasında ateşin oldukça yüksek seyretmesi ve hiçbir hastalık belirtisi göstermeden 3-4 gün kadar çıkıp çıkıp inmesi aileleri endişeye sokuyor ve panik yapmalarına neden oluyor. Doktorlar tarafından incelendiğinde ateşin olduğu dönemde hiçbir muayene belirtisi olmamasından dolayı ve sebebi belli olmayan bir ateş oluşturması dolayısıyla doktorları da çok tedirgin eder ve çoğu doktor 3-4 gün sonra döküntüleri incelediğinde ateşin düşmesi ile aile ile birlikte derin nefes alır ve rahatlar. 6.Hastalık yabancı dilde Roseola, Roseola infantum, 3-Day-Fever (3 Günlük Ateş), baby measles ve rose rash olarak da bilinir. Hatta bizdeki gibi “sixth disease” de denilir.




Çocuklarda hangi yaş aralığında görülür? Çevrenin de etkisi var mıdır.? 

Altıncı hastalık çocukluk çağında en çok 6 ay ile 3 yaş aralığındaki çocuklarda görülür,Görülme sıklığı incelendiğinde genellikle ilkbahar ve sonbaharda daha sıklıkla görüldüğü doktorlar tarafından tespit edilmiştir.Hastalık tabii ki farklı mevsimlerde de görülebiliyor. Fakat bebek ve çocukların yakalandığı bir hastalık türüdür. Çocuk, 6. Hastalığı atlattıktan sonra ömür boyu bağışıklık kazanır ve bir daha geçirmaz...


6.Hastalık'ın bir aşısı yok mudur?
Altıncı hastalık için şuanlık tedavi için bir aşısı yoktur.

6.Hastalık'ın ne gibi belirtileri vardır?

Altıncı hastalıkta çocukların vücüdunda döküntüler meydana gelene kadar en önemli belirtken Yüksek ateştir. Bunun yanı sıra hussuzluk da olabilir. Bunlardan başka hastalığa dair bir belirti olmaz. Çocuğun ateşi 39 -39.5 dereceye kadar çıktıysa, eller ve ayaklar hafiften morarmış ve titrer şekilde ise hemen bir acil servise müracat edilmelidir.

- Bu hastalık bebek ve çocuklar için çok önem arz ediyor.!

15 Kasım 2015 Pazar

Acıbadem Kayseri Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Murat Çağlar, 'Kolik' terimiyle ilgili bilgileri sunarken bazı tavsiyelerde bulundu. Çağlar, kolik yada bir başka adıyla 'İnfantil kolik'in normal bir bebekte günde 3 saat , haftada ise minimum 3 gün ve yaklaşık 3-6 hafta devam eden sebebi belirlenemeyen ve aileyi zor duruma sokacak düzeydeki periyodik ağlama krizleri olduğunu belirtti. Dr. Murat Çağlar, şu şekilde açıkladı :

"Kolik bebek, genellikle akşam vakitleri  huzursuzlanmaya, akşamın ilk saatlerinde ise bu rahatsızlık akabinde ağlamaya geçiyor. Gece yarısına dek süren bu üzücü durum, bebeğin geç saatlerde uykuya dalmasıyla bitiyor. Genellikle yüzde kızarıklık, ayaklarını karnına çekerek çığlık atarcasına ağlamaya başlıyor ve ara ara gelip giden tarzda 2-3 saat bu durum devam edebiliyor. Bebeğin gazını almakla bu rahatsızlık azalabiliyor. Kolik çoğunlukla bebeğin ikinci üçüncü haftasında başlıyor, 6. haftada daha da artıyor ve 3-4. ayda kendi kendine kayboluyor.
kolik-bebek

 Koliklik nedeni kesin olarak bilinmemesine rağmen sindirim sistemi, psikososyal sebepler venörogelişimsel sebepler buna neden olabileceği söyleniyor.'' Gaz sancısının anne sütü veya mama ile beslenen bebeklerde rastlanıldığını, bebeklerin meme emerken gaz yutmasının en önemli sebebi yanlış beslenme olduğunu ve annelerin bebeklerini emzirirken daha dikkatli olması gerekiyor." dedi.

6 Kasım 2015 Cuma

Bebekler için oyuncak seçme işi anne babalara düşüyor. Minikler, hem gerçek dünyayı hem de kendi yetenek ve becerilerini önce oyuncaklarla keşfetmeye başlar. Doğal olarak oyuncakların onların gelişiminde rolü çok önemlidir. Oyuncak alırken aradığımız özellikler aslında çok net. Eğitici, eğlendirici ve onlar için tamamıyla güvenli olmaları en önemli özellikler.
Bebekler için oyuncak alırken en önemli kriter, güvenilir markaların oyuncaklarını almak olmalıdır. Sık sık ağzına götüreceği, birlikte uyuyup yemeklerini hatta banyosunu paylaşmak isteyeceği oyuncaklarının ona zararlı olabilecek bir materyal, boya ya da aksesuar içermediğinden emin olmanın tek yolu tercihlerinizi güvenilir markalardan yana yapmak. Bir diğer dikkat edilmesi gereken konu da seçtiğiniz oyuncakların onların gelişimine de katkıda bulunması. Yapacağınız doğru oyuncak seçimlerinizle her gün hayat ve kendisiyle ilgili yeni şeyler öğrenen bebeğinize büyüme macerasında yardımcı olabilirsiniz.
Tüm bu özellikleri bir arada bulabileceğiniz Todizoo oyuncaklarını inceleyerek, bebeğinizin yaş ve ihtiyaçlarına en uygun olanları tercih edebilirsiniz.
TODİZOO MÜZİKLİ ÇINGIRAKLAR: Bu sevimli arı ve kelebek çok marifetli. Minik parmakların kolayca basabildiği düğmesi eğlenceli melodiler çalıyor. Ses efektli kanatları ve boncukları ile hem bir çıngırak hem de dişlik olan kanatları tam kaşınan dişlere göre. Üçüncü aydan itibaren tüm bebekler için tercih edilebilir.
TODİZOO EMEKLEME BÖCEĞİ VE TOSBAĞA: Emekleme nasıl da heyecan verici bir dönem değil mi? Şimdi emekleme çalışmalarına yardımcı olacak iki sevimli arkadaş var. Todizoo’dan Emekleme Böceği ve Tosbağa üstüne basınca ilerliyor, bebeğiniz de onları hevesle takip ediyor. 12 ay ve üzeri bebekler için tam bir emekleme yardımcısıdır.
TODİZOO ARKADAŞIM SERİSİ: Todizoo’nun bu şirin oyuncakları basıldığında ışıklı düğmeleri ile melodiler çalıyor, “ABC” ve “123” ve birbirinden sevimli kısa cümleler söylüyor. Minikler bu arkadaşları onları çok eğlendirdiği için seviyor, biz de onların el-göz koordinasyonlarını güçlendirip sebep-sonuç ilişkisini öğrenmelerine yardımcı oldukları için seviyoruz. Üçüncü aydan itibaren tüm bebekler içindir.


Bir boomads advertorial içeriğidir.

14 Ekim 2015 Çarşamba

Eskikent Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Neonatoloji (Yenidoğan) Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Neslihan Tekin, dünyada anne sütü ile beslenmenin yılda 1 milyon 301 bin ölümü önlediğini açıkladı. Prof. Dr. Neslihan Tekin 1-7 Ekim Dünya Emzirme Haftası bundan dolayı yaptığı açıklamada, anne sütünün yeni doğan bebekler için önemine dikkat çekti. Tekin, süt emzirmenin anne ve bebeğine birden fazla fayda sağladığını açıkladı. Gelişmiş ve gelişmekte olan çoğu ülkede yapılan birden fazla araştırmanın, anne sütüyle beslenmenin önemine işaret ettiğini, en az 6 ay süreyle anne sütü alan bebeklerin mama ile beslenenlerle karşılaştırıldığında daha az sıklıkta ani bebek ölümü sendromu mağduru olduğunun göründüğünü ifade eden Prof. Dr. Tekin, açıklamasını şu şekilde sürdürdü;

anne sütü


“Kanada McGill Üniversitesi’nde yapılan bir çalışma da en az ilk 3 ay yalnızca anne sütü alan çocukların 6 yaşına geldiklerinde IQ skorlarının diğer çocuklardan daha yüksek olduğunu ortaya koymuştur. Emzirmenin psikolojik faydaları da vardır. Doğumdan itibaren bebeğin emzirilmesi anne ve bebek arasındaki sevgi bağını geliştirir, annenin duygusal açıdan tatminini sağlar. Anne bebeğine daha sevgi dolu davranır. Bebeği terk etme ya da hırpalama olasılığı daha düşüktür. Emzirme bebeğin ruhsal açıdan sağlıklı gelişime katkıda bulunur. Bebek daha az ağlar. Neden anne sütü? Dünyada her yıl 10 milyondan fazla 0-5 yaş arası çocuk önlenebilir nedenlere bağlı olarak ölmektedir. Ölen çocukların aşağı yukarı 6 milyonu 1 ay-5 yaş arası çocuklar, 4 milyonu ise 0-1 ay arası yenidoğanlardır. 42 ülkede gerçekleşen 0-5 yaş ölümlerinin yüzde 90’ı dünyadaki kaynaklarla önlenebilecek ölümlerdir. Gelişmiş ve gelişmekte olan çeşitli ülkelerde yapılan çalışmalar, anne sütüyle beslenmenin bakteriyel menenjit, bakteriyemi, diyare, solunum yolu enfeksiyonları, nekrotizanenterokolit, otitismedia ve üriner enfeksiyonları önlediğini göstermektedir.

anne sütü


ABD’de anne sütü ile beslenme yenidoğan dönemi sonrası bebek ölümlerini yüzde 21 azaltmıştır. Dünyada ise anne sütü ile beslenme yılda 1 milyon 301 bin ölümü engellemektedir. Bu yüzden çocukların sağlıklı besinlere ulaşımı basitlaştırılmalı ve anne sütüyle beslenme desteklenmelidir. Sağlıklı term bebekler için en en uygun beslenme anne sütü ile beslenmedir. Anne sütü ekonomik, sindirimi basit, her zaman her yerde kullanıma hazırdır. İlk 6 ay tek başına anne sütü bebeğin bütün gereksinimlerini karşılar, 2 yaşına kadar tamamlayıcı gıdalarla emzirme sürdürülür. Ülkemizde ilk 6 ay anne sütü ile beslenen bebek oranı günümüzde yüzde 90’lara ulaşırken, ilk 6 ay tek başına anne sütü ile beslenenlerin oranı Türkiye Nüfus Sağlık Araştırmaları (TNSA) 2008 verilerine göre yüzde 40’ların üzerine çıkmıştır. Bu artış çabucak de devam etmektedir.”

7 Ekim 2015 Çarşamba

Bebeğinizin konuşması elbette ki doğal yollarla olacaktır. Bebeğin konuşma döneminde sorunların yaşanmaması için tabii ki  anne babanın üstlenmesi gereken sorumlulukları vardır. Kendini doğru ifade edebilen bir bireyin çocuğu sağlıklı konuşma becerisine sahip oluyor.Çocuğum nasıl konuşma becerisini kapabilir sorusunu sormadan önce kendinize çocuğumun nasıl doğru konuşmasını sağlarım sorusunu sormanız gerekmektedir. Konuşma becerisi bebeklik döneminde daha fazla önem arz ediyor. Çocukların konuşma becerisini kapmada en büyük etken oyuncaklarıdır. Çocuğunuzun seveceği oyuncakları ona sunmanız konuşma becerisinde ona büyük destek oluşturacaktır.


Son zamanlarda bilgisayar oyunlarının ve konsol oyunlarının, fiziksel oyunların yerini alması çok büyük bir sorunsaldır. Bilgisayar ve konsol oyunlarının yerine fiziksel oyunları tercih etmeniz, bebeğinizin gelişiminde çok büyük etmendir. Eski tip oyuncakların, bilgisayar oyunlarına göre daha fazla bebek gelişimine katkı sağladığı görülmüştür. Çünkü bebeğiniz oyuncaklarıyla sohbet ederek konuşmayı öğrenir.

Bebeğinizin gelişiminde diğer bir önemli husus da bebek ile sohbet etme konusudur. Bebeğinizin 2 ile 5 yaş arasındaki döneminde onunla bol bol sohbet etmelisiniz. Sohbet, bebeklerin dil ve konuşma becerisinde çok önemli bir yere sahiptir. Bebeğiniz, sizin kelime haznenize göre şekilleneceğini de unutmamanız gerekir. Bu yüzden siz de kelime haznenizi geliştirmelisiniz. Bebeğinizi yanınıza alıp sesli bir şekilde kitap okumanız sizin için çok faydalı olacaktır.


Sağlıcakla kalmanız dileğiyle.

6 Ekim 2015 Salı

Kis aylarinda çocugu nasil giydirmeli?
Soguk hava birlikteinde bir dizi problemle geldigi için anneler kis aylarini pek sevmezler. Çocuklar için yagmur ve kar yeni oyun araçlari demek olsa da, anneler “hasta olur” endisesi ile bu araçlardan hoslanmazlar. Ayrica hafif, hareketi sinirlamayan yazlik giysilerden sonra kalin üst üste giyilen giysiler, sapkalar, atkilar çocuk tarafindan oyun oynamayi zorlastiran seyler olarak algilanir. Özellikle de sokaga çikarken anne ile çocuk arasinda ufak çapta giysi savkatiyenri yasanir. Çocugunuzu soguktan koruyup, olasi hastaliklari mümkün oldugunca engellemek ve ayni zamanda giyim problemlerini oyuna dönüstürebilmek için birkaç önemli ayrintiya dikkat etmeniz gerekiyor.

Sokaga çikarken nasil giyinmeli? 
Elbette Aralik ayi çocukla disarida uzun gezintiler yapmak için makul bir ay degildir. Ama alisverise çikarken ya da ise giderken çocugunuzu yuvaya birakmak için kisa süreli de olsa sogukta dolasmaniz gerekebilir. Bu gibi alanlarda alacaginiz ufak önlemler çocugunuzun soguktan zarar görmesini engelleyecektir.



Çocugunuzu “sogan sistemi” ne göre giydirin
Çocugu kis aylarinda nasil giydirmeli ki, hem soguktan etkilenmesin ve üsümesin. Hem de normal vücut etkinliklerini yaparken terlemesin. Bu hususta uzmanlarin annelere tavsiye ettigi; sogan sistemi. Yani çocugu kat kat giydirmek. Tek kat çok kalin bir giysi yerine daha ince bir yapida birkaç kat giysi soguk havaya karsi daha iyi bir yalitkanlik saglarken, gerektiginde de çikarilarak çocugun vücut isisinin asiri artmasi engellenir.

Örnek bir giydirme şekli olarak su tavsiyelebilir; en alta uzun termal bir iç çamasir, ardindan bogazli ya da dik yakali bir kazak (bu kazak çocugun paltosunu önü açildiginda bile boynunu sicak tutacaktir.) bunun üstüne bir süeter, kalin bir pantolon ve palto. Özellikle karda oynamayi seven çocuklar için en uygun bir formül. Burada dikkat edilmesi gereken bazi çocuklarin yün ve aynısı maddelere karsi asiri titiz oldugudur. Yün isiticidir ancak titiz ciltleri tahris edebilir. Bunun için çocugun cildine dogrudan temas eden kiyafetlerin %100 pamuklu olmasina özen gösterin.

Vücut isisi en fazla bastan kaybediliyor
Disarida hava sicakligi eksili derecelere yaklasiyorsa çocugunuz için gerekli olan kiyafetlerin basinda bir sapka gelmelidir. Çünkü vücut isisinin çok büyük bir bölümü çiplak bas yoluyla kaybedilir. Ayrica boyun bölgesi de önemli bir isi yitirme alanidir. Soguk hava ve sert rüzgara maruz kalan çocuklarin yanaklari, burunlari, kulaklari ilk üsüyen ve donma tehlinete karsi en duyarli olan bölgeler arasindadir. Bu yüzden bir sapka çocugu soguga karsi koruyacak önemli bir giysidir. Çocuklar sapka giymeye çogunlukla direnç gösterirler. Bu yüzden onu rahatsiz etmeyecek bir sapka seçmeye özen gösterin. Hatta disarida çikarken siz de bir sapka giyerseniz, çocugunuzu sapka giyme konusu ile ilgili daha rahat ikna edebilirsiniz. Basi, boynu, kulaklari ve yüzün bir kismini kaplayan çocuklar için özel tasarım edilen sapkalar, sizi ayrica bir kulaklik ve atki takmak külfetinden ve savasindan kurtaracaktir. Böyle modelleri çoğu çocuk giyim magazasinda bulabilirsiniz. Yine de çok rüzgarli havalarda çocugunuzu fazla disarida birakmamaya ve rüzgarin dogrudan yüzüne çarpmamasina dikkat etmelisiniz.

Ayaklarini sicak tutun
Soguk ve islanmis ayaklar yalnızca çocugu rahatsiz etmekle kalmaz, basitlikla donma tehlikesi de yaratabilir. Özellikle karda yürüyen ve oynayan çocuklar için. Bu yüzden ayakkabi ve çorap tercihine dikkat edin. Yalitkan botlar soguk havalar için İdeal olanlaridir. Su geçirmeyen, dikissiz ve ayaga tam oturan ayakkabilari seçin. Ayrica çocugun ayagini botun içinde rahatsiz edecek sekilde çok agir ve kalin çoraplardan kaçinin. Daha ince belki iki tane olarak giydirebileceginiz pamuklu, terletmeyen çoraplari tercih edin. Ayrica kalin çoraplar sebebiyle ayakkabi çocugun ayagini sikabilir. Ayakla ayakkabi arasinda bosluk kalmamasi korumayi da azaltacagindan ayakkabinin rahat giyildiginden emin olun. Gereginden çok genis ayakkabi da çorabin kayarak toplanmasina neden olacagindan ayakkabi seçimi önemlidir.

Ellere ve parmaklara dikkat! 
Minik bir el soguk havada donmaya en açik alanlarin basinda gelir. Özellikle bebekler için. Bu yüzden tek parmakli ya da normal bir eldiven, hatta kaybolmalara karsi birkaç çift eldiven çocugunuzun kislik gardrobunda kesinlikle yer almali. Daha büyük çocuklar için su geçirmeyen, yalitkan eldivenler tercih edilmelidir. Hareketi önlemeyen, daha az kaba, hayvan modelli eldivenler çocuklar tarafindan daha fazla kabul görmektedir.

3 Eylül 2015 Perşembe

Times gazetesinde yer alan bir araştırmaya göre, geniş aile isteyen kadınlar ilk doğumlarını 20'li yaşların başında yapmalı. Uzmanlar 35 yaşından sonra hamile kalma şansının ciddi şekilde düşmeye başladığını belirtiyor.


 Times gazetesinde yer alan bir araştırmaya göre, geniş aile isteyen kadınlar 20'li yaşların başından itibaren çocuk doğurmaya başlamalı. Uzmanlar 35 yaşından sonra hamile kalma şansının ciddi şekilde düşmeye başladığını belirtiyor. Araştırmaya göre 3 ya da daha fazla çocuk isteyen bir kadın, ilk doğumunu 23 yaşında yaparsa, 3 ya da daha fazla çocuk doğurabilme şansı %90. İki çocuk isteyen kadınların ise 27'yi geçirmemelerini öneriyor. Tek çocuk isteyenler için önerilen yaş ise 32. Bu yaşa kadar hamile kalabilme ihtimali %90.

Araştırmaya göre, 41 yaşını geçmiş kadınların hamile kalabilme şansı ise %50. Uzmanlar tüp bebek yönteminin bu süreyi en fazla 5 yıl uzatabileceğini belirtiyor ancak bu yöntemin "sihirli bir çözüm" olmadığını da ekliyor. Araştırma Hollanda'da 10 bin çiftten toplanan bilgilerle bir bilgisayar programı oluşturularak yapılmış.

Uzmanlar ilk doğumu erken yaşta yapmanın, yeniden hamile kalabilmek için önemli olduğunu da belirtiyor. Araştırma sonuçlara göre erkeğin yaşı 40'ın altında olduğu sürece, büyük sorun oluşturmuyor.

23 Haziran 2015 Salı

Yeni doğan bebeklerde uyku düzeni ve konforu zihinsel ve bedensel gelişim olarak en çok dikkat dilmesi gereken hususlardan biridir, öyleyse bebeğinize bebek yatağı alırken hangi kriterlere göre bebek yatağı almalısınız ? Normal bir bebek yatağı nasıl olmalıdır?

Bebeğinizin gelişim hormonu en çok bebeğiniz uyurken salgılanır. Demek oluyor ki bebeğinizin sağlıklı büyüyebilmesi için birinci şart olarak konforlu ve sağlıklı bir uyku uyuması gerekir. Bu yüzden de bebeğimizin en fazla zaman geçireceği yatağının da belirli koşulları sağlayacak şekilde düzenlenmesi çokça önemlidir. Bebeğinizin yatağını düzenlerken karyolanın belirlenen özelliklere sahip olmasına dikkat etmek gerekiyor. Öncelikle bebeğinizin karyolası devrilmeyecek biçimde ağır ve sağlam olmalıdır, minik yaramazın sıçrama ve zıplamalarına karşı direnç gösterebilmelidir.

Bebek yatağının parmaklık aralığı 2.5 cm’den dar, 6 cm’den geniş olmamalıdır. Bu sayede bebeğinizin el-kol ve bacaklarının sıkışmasını ve bacaklarını rahatça parmaklıklardan aşağıya sarkıtmasını engelleyecektir . Parmaklıkların açılma mekanizması mutlaka iki taraftan açılmaya uygun olmalı, sadece tek taraflı müdahale ile açılmamalıdır. Yatağın açılma mekanizmasının bebeğin kolayca erişemeyeceği yerde ve altta olması daha güvenlidir. Yatağın parmaklıkları bebeğiniz büyüdüğünde zıplayamayacağı yükseklikte en az 60 cm olmalıdır. Karyolada kesici-sivri köşeler veya bebeğinize batacak, zarar verecek pürüzler olmamasına dikkat etmelisiniz. Arada kalan boşluklara bebeğinizin başı, kolu veya bacağının sıkışmaması için yatak alırken her şeyden önce karyolaya uygun boyda olmasına dikkat etmelisiniz.



Bebeğinizin yatağı ne çok sert ne çok yumuşak olmamalıdır. Aşırı sert bir yatak bebeğinizin kaslarını yorarak uykuya dalmasını zorlaştırırken, çok yumuşak bir yatak da ağız ve burnun yatağa gömülerek bebeğinizin nefes almasını zorlaştırabilir. En makul olanı orta sertlikte yarı ortopedik bir yataktır. Yatağın her zaman temiz kalması için yıkanabilir yatak koruyucu kullanılmalıdır. Çarşaf ile yatağın arasına sıvı geçirmeyen bir koruyucu takılmalıdır. Böylece bebeğiniz kustuğunda veya çiş yaptığında sızıntıların yatağa geçmesini önler, bu da temizlendiği halde meydana gelecek kokuya ve bakterilere engel olur. Bu bilgiler sonucunda bebeğinizin güvenliği ve sağlığı için yatak özelliklerine dikkat etmeniz gerekiyor.

19 Haziran 2015 Cuma

2014’ün ilk aylarında, Akasya Acıbadem’de açılan KidZania,’eğlendirirken öğretme’’ felsefesi ile yola çıkmış devasa bir çocuk aktivite, eğlenme ve öğrenme merkezi. Yaklaşık 10 bin metrekarelik büyük bir alanda konumlanan KidZania, esasen çocukların boyutlarına göre ölçeklendirilmiş bir çocuk ülkesi. Hayatın adeta bir kopyası olarak yaratılmış bu ülkede çocuklar, havayolu şirketinden, üretim fabrikalarına, sağlık kurumlarından, üniversite ve bankaya kadar pek çok alanda rol alabiliyor ve böylece gerçek hayatı deneyimleyebiliyorlar.
Çocuklar, KidZania’da kendi boyutlarına uyarlanmış mekanlarda merak ettikleri meslekleri deneyimleyebiliyorlar, isterlerse bir hastanede doktor, üniversitede öğrenci olabiliyor; bir aşçı gibi kurabiye yapabiliyorlar. Çalışarak kazandıkları paraları, gene kendi boyutlarına uygun dizayn edilmiş bankalara yatırabiliyor veya başka şeyler için harcayabiliyorlar.
İlk olarak 1999’da Meksika’da kurulan KidZania, bugün itibarı ile 15 farklı ülkede 18 merkezde 4-14 yaş arası çocuklara yeni dünyaların kapılarını açıyor.
İşte eğlenerek öğrenmenin merkezi olan KidZania, bu yaz çocuklarımız için bir yaz okulu planlamış. KidZania’daki bu yaz okulunun aktiviteleri, anneler ve çocuklar arasında yapılan anketlerle belirlenmiş. Bu anketler online ve offline olarak gerçekleştirilmiş. Özellikle offline tarafta ailelerden gelen yorumlar dikkatle dinlenerek ve onların görüşlerine yer verilerek yaz okulunun dışarıda bir aktivitesinin olmasının çok keyifli olacağı kanaatine varılmış.
Ayrıca çocuklar ve ailelerin en çok oy verdikleri aktiviteler de KidZania Yaz Okulu programına dahil edilmiş. Yani anneler-çocuklar ve KidZania, yaz okulunun aktivitelerini bir ekip titizliğinde çalışarak, hep birlikte belirlemişler.
22 Haziran’dan 5 Eylül’e dek sürecek, KidZania Yaz Okulu , çocukları doğa ile buluşturmayı planlıyor. Açık havada son derece eğlenceli ve eğitici bir yaz okulu programı sunan KidZania Yaz Okulu’na 5-12 yaş arası çocuklar katılabilecek ve birer hafta süre ile hem eğlenmenin hem de öğrenmenin keyfine varacaklar.
Şefler Akademisi’nde temel beslenme bilgileri edinen küçük şefler birbirinden güzel lezzetlerin izini sürecek, yaratıcı drama ile kendilerini özgürce ifade etmeyi öğrenecekler. Ritim Atölyesi’nde ise hayatın ritmine ayak uydurmanın anahtarlarını keşfedip, olmazsa olmaz sporu da heyecan verici aktivitelerle birleştirebilecekler.
KidZania Yaz Okulu Programı’nda çocuklar açık havada yoga ile tanışmanın, çiçek ekerek, onların yetişmesini izlemenin keyfine varacak; bol bol geleneksel sokak oyunlarımızı oynayacaklar.
Gene açık havada doğa fotoğrafçılığı ile tabiattaki uyumun ve renklerin güzelliğini fark edecekler.
Ayrıca yaz okulu boyunca çocuklarımız, ince motor becerilerini geliştirebilecekleri, halı dokuma ve takı tasarımı atölyelerine katılabilecekler.
KidZania Yaz Okulu Pazar günleri haricinde tüm hafta boyunca 08.30-18.30 saatleri arasında tüm çocukları bekliyor olacak. 22 Haziran 5 Eylül tarihleri arasında birer haftalık periyotlar halinde düzenlenecek KidZania Yaz Okulu için erken kayıt indirimi de mevcut. Erken kayıt ve diğer indirimler ile kurs programı hakkında detaylı bilgiye ulaşmak için KidZania İstanbul web sayfasına göz atabilirsiniz.
Bu içerik http://guncelanne.com/ tarafından hazırlanmıştır.

Bir boomads advertorial içeriğidir.

13 Haziran 2015 Cumartesi

Çocuklarda Alerjiye ve Alerjik Etmenlere Dikkat !

Besin alerjisi, halkımız, hatta hekimlerimiz tarafından çok geniş kapsamlı olarak kullanılan bir terimdir. Çoğu zaman, bir besin maddesine bağlı olarak gelişen birçok normal dışı tepki, besin alerjisi diye isimlendirilir. Mesela, çikolataya bağlı olarak gelişen migren tipi baş ağrıları, laktaz enzimi eksikliği olanlarda süt içilmesiyle ortaya çıkan şişkinlik ve ishaller, herhangi bir besinin çok fazla yenmesine bağlı kusmalar veya bozulmuş besinlerle oluşan zehirlenmelerin hiç biri besin alerjisi değildir.

Gerçek besin alerjisi, bedeninde o besine karşı IgE sınıfından antikorlar oluşmuş olan kişilerde görülen tepkilardır. Besin alerjisi ufak çocukların yüzde 5 kadarında görülürken, yetişkinlerdeki görülme sıklığı yüzde 1’den de azdır. 



BESİN ALERJİSİNİN BELİRTİLERİ NELERDİR?

Besin alerjisinin belirtileri çok parametredir. Hedef organ yalnızca deri, sindirim ya da solunum sistemi olabilir, ama çoğu zaman çok sayıda sistem olaya katılır. Sadece ağız mukozasını ilgilendiren lokal belirtilerden, bedenin bütününü ilgilendiren ve ölüme kadar gidebilen anaflaksiye kadar çok farklı belirtiler ortaya çıkabilir. Aynı besin maddesi,  farklı kişilerde farklı belirtilere neden olabilir, aynı kişide değişik zaman farklı tepkilar meydana gelebilir.

Belirtiler genelde, besinin yenmesinden sonraki anlar ya da saatler içinde ortaya çıkar. Hatta, çok duyarlı olan kişilerde yiyeceğin ellenmesi ya da koklanması bile alerjik bir tepkia neden olabilir.

Küçük çocuklarda daha fazla hayvan kaynaklı, 6 yaşından büyük çocuk ve yetişkinlerde ise bitki kaynaklı alerjenlere rastlanır.

DERİ ALERJİSİNİN BELİRTİLERİ NELERDİR?

Besinlerin yenmesi ya da onlara temas edilmesiyle oluşan akut ürtiker ve anjioödem sık rastlanan durumlardır. Bu tabloların teşhisi de genelde çok basittir, zira belirtiler o besinin yenmesinden ya da temastan hemen sonra ortaya çıkar.  Buna karşılık, yiyeceklere bağlı süreğen ürtiker ve anjioödeme ise son derece nadir rastlanılır.

Besin alerjisinin egzama oluşumunda da rolü vardır. Çeşitli araştırmalarda egzamalı çocukların 1/3’ünde besin alerjisi olduğu belirlenmiştir. En çok suçlanan besin yumurtadır.

SİNDİRİM SİSTEMİ ALERJİSİNİN BELİRTİLERİ NELERDİR?

Besin alerjisinin mide-barsak sistemi belirtileri bulantı,  kusma, kramp biçiminde karın ağrıları, ishal,  karında şişkinlik ve gazdır.

Besinin yenmesinden sonra ilk olarak ağız-boğaz semptomları ortaya çıkar. Taze meyve ve sebze yenilmesinden sonra gelişen belirtiler yalnızca ağızda olabilir.  

SOLUNUM SİSTEMİ ALERJİSİNİN BELİRTİLERİ NELERDİR?

Besin alerjisine bağlı solunum sistemi belirtileri, deri ve sindirim sistemininkilere göre çok daha seyrekdir ve astım krizi ya da alerjik nezle biçiminde görülür. Belirtiler, çoğu zaman da tek başına değil, diğer sistem bulguları ile beraberdir.

Solunum ile ilgili tepkilardan en fazla sorumlu olduğu bilinen besinler yumurta, süt, soya, balık, deniz kabukluları ve fındıktır.

Monosodyum glutamat, sülfitler, aspartam gibi bazı besin katkı maddeleri  de solunum sistemi belirtilerine neden olabilirler, ama bunların görülme sıklığının sanılandan düşük (yüzde 5’ den az) olduğu belirlenmiştir.

Besin alerjisine bağlı semptomlar her zaman aynı klinik tabloya neden olmaz.

Alerjiye yol açan besin sık yenmiyorsa, belirtiler ani olarak ortaya çıkar ve bazı hastalarda anaflaksi de gelişebilir. Besin sürekli olarak tüketiliyorsa, daha fazla süreğen egzama ya da süreğen astım gibi akut olmayan semptomlar görülür.

Sosyal Paylaşım Sayfaları

sosyal sitesosyal sitesosyal site

Taze Yayınlar

Takipçilerim

Popüler Yazılarımız

Sayfa Görüntüleme Sayısı


Bumerang - Yazarkafe

Bumerang - Yazarkafe

Bloğumuza Birde Burdan Bakın ツ