BilgiBebek: çocuk gelişimi <!--Can't find substitution for tag [bilgibebek.blogspot.com.tr.anasayfa]-->
çocuk gelişimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çocuk gelişimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Haziran 2020 Çarşamba



Çocukluğumda en sevdiğim şeylerden biri de  ben okuldan geldikten sonra yemeğimi yerken kapının çalması, sütçünün gelmesi ve annemin tencerelere doldurttuğu sütü kaynatmasıydı.  Niye derseniz, mis gibi tazecik sütü kaynadıktan sonra ılıtıp lıkır lıkır içmeyi çok severdim. Her ne kadar kaymağını ayırsam da o kaymak sonra birikir, kahvaltıda balla kavuşur, ekmeğime konardı.
Sonra aradan yıllar geçti. Ben büyüdüm. Haliyle biraz azalttım süt içmeyi. Ama yine de hiç vazgeçmedim süt sevgimden.
Eskisi gibi sütçü gelmiyor kapıya ama her yerde açıkta satılan süt görmeye başladım.  Neredeyse her köşe başında açık süt bidonları var. Her ne kadar kaynamış sütü bardağa koyup ılıttıktan sonra içmeyi özlesem de açıkçası ben açık süt almıyorum. Çünkü güvenemiyorum. Sizde de öyle mi?
Açık sütlerin nereden geldiğini tam bilmiyorum. Bunca virüs, bakteri, mikrop ortalıkta dolaşırken ben bu sütleri güvenip alamıyorum. Bu konuda biraz araştırma da yaptım. Açık süt hakkında öğrendiklerim bu konudaki şüphelerimi haklı çıkardı.


Öncelikle en şaşırdığım nokta şuydu; açık süt aldığımızda evde kaynatırken besin değerinde ve vitaminlerinde ciddi kayba neden oluyoruz. Zaten çocuklar ve yaşlılar sütü özellikle besin değeri için tüketiyor. Onu  da neden kaybedelim ki?  Ayrıca ambalajlı UHT ve pastörize sütler kontrollü bir şekilde ısıl işlemden geçtiği için besin değerini korurken, insan sağlığına zararlı mikrop ve bakterilerden arındırılıyor. Ama açık sütler denetlenmediği için bu sağlık riski hep var. Çok ürkütücü!
Bir de “ısıl işlem” kulağıma biraz garip gelmişti ki onu da araştırdım. Isıl işlem dediğimiz şey zaten tüm dünyada insan sağlığına zarar verme potansiyeli yüksek mikroorganizmaların sütten uzaklaştırılması amacıyla uygulanan bir teknolojik yöntem. Bu yöntem esnasında sütlere katkı maddesi de eklenmiyor. Ayrıca Isıl İşlem Görmüş İçme Sütleri Tebliği diye bir tebliğ var ve sütler bu tebliğe uygun olarak ısıl işlemden geçiriliyor. Tabii bir de işin teknolojik boyutu var. Isıl işlem olarak kullanılan pastörizasyon ve UHT teknolojileri, tüm dünyada kullanılan, sağlık otoriteleri tarafından da kabul edilmiş en ileri teknolojiler. Teknolojiye güvenmenin ve kendi faydamıza kullanmanın güzel bir örneği yani süt meselesi.

Ben bu nedenlerle ambalajlı sütleri tercih ediyorum anlayacağınız. Zaten açık süte en başında soru işaretiyle yaklaşırken, şimdi bu araştırmalarımla tamamen uzaklaştım, ambalajlı pastörize ve UHT sütlere güvendim. Eğer hala soru işaretleriniz varsa lütfen konuyu burada bırakmayın ve siz de biraz araştırın.
Bir boomads advertorial içeriğidir.

23 Nisan 2017 Pazar

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı
- 23 Nisan -

Bugün günlerden 23 Nisan. Çocuklarımızın ve egemenliğimizin bayramı... Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk bu günü çocuklara bayram ilan etmiştir. 

Bütün çocuklarımızın 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlu olsun. Ellerinde bayraklarla dolu dolu 23 Nisan'lara...😊

11 Nisan 2017 Salı

Neden Çocuk Devam Sütü?
Çocuklar, büyüme ve gelişimlerinin büyük bölümünü 1-4 yaşları arasında tamamlarlar. Yiyeceği yemekler konusunda çok seçici olabileceği bu yaşlarda çocuğunuzun fiziksel ve zihinsel gelişimi için zengin ve doğal içerikli gıdalarla beslenmesi gerekir. Güçlü bir bağışıklık sistemi de bu fiziksel ve zihinsel gelişimi taşıyan vücudu mikroplara karşı koruyarak, büyümede çok önemli bir görev üstlenmektedir.

Neden Pınar Çocuk Devam Sütü?
Çocuklar, fiziksel ve zihinsel gelişimlerinin yanı sıra bağışıklık sistemlerini güçlendirecek besin ihtiyaçlarının önemli bir kısmını sütten alabilir. Çocuğunuzun fiziksel ve zihinsel sağlıklı gelişiminin ve bağışıklık sisteminin güçlenmesi için ona süt içirebilirsiniz.
1 yaşından büyük çocuklarınızın fiziksel ve zihinsel sağlıklı gelişimini ve bağışıklık sisteminin güçlenmesini desteklemek için, saf süte prebiyotik lifler, vitamin ve mineraller ilave edilerek geliştirilen Pınar Çocuk Devam Sütünü güvenle içirebilirsiniz. Pınar Çocuk Devam Sütleri B12, Çinko ve Kalsiyum kaynağıdır.
Altı aydan büyük bebeklerinize ise onların 6-12 aylık dönemlerinde ihtiyaçları olan vitaminlerive mineralleri karşılayacak şekilde geliştirilmiş Pınar İlk Adım Devam Sütü’nü verebilirsiniz.


Bir boomads advertorial içeriğidir.

19 Kasım 2016 Cumartesi

Neden Çocuk Devam Sütü?
Çocuklar, büyüme ve gelişimlerinin büyük bölümünü 1-4 yaşları arasında tamamlarlar. Yiyeceği yemekler konusunda çok seçici olabileceği bu yaşlarda çocuğunuzun fiziksel ve zihinsel gelişimi için zengin ve doğal içerikli gıdalarla beslenmesi gerekir. Güçlü bir bağışıklık sistemi de bu fiziksel ve zihinsel gelişimi taşıyan vücudu mikroplara karşı koruyarak, büyümede çok önemli bir görev üstlenmektedir.
Neden Pınar Çocuk Devam Sütü?
Çocuklar, fiziksel ve zihinsel gelişimlerinin yanı sıra bağışıklık sistemlerini güçlendirecek besin ihtiyaçlarının önemli bir kısmını sütten alabilir. Çocuğunuzun fiziksel ve zihinsel sağlıklı gelişiminin ve bağışıklık sisteminin güçlenmesi için ona süt içirebilirsiniz.
1 yaşından büyük çocuklarınızın fiziksel ve zihinsel sağlıklı gelişimini ve bağışıklık sisteminin güçlenmesini desteklemek için, saf süte prebiyotik lifler, vitamin ve mineraller ilave edilerek geliştirilen Pınar Çocuk Devam Sütü’nü güvenle içirebilirsiniz. Pınar Çocuk Devam Sütleri B12, Çinko ve Kalsiyum kaynağıdır.
Altı aydan büyük bebeklerinize ise onların 6-12 aylık dönemlerinde ihtiyaçları olan vitaminlerive mineralleri karşılayacak şekilde geliştirilmiş Pınar İlk Adım Devam Sütü’nü verebilirsiniz.

Bir boomads advertorial içeriğidir.

18 Mayıs 2016 Çarşamba

tablet kullanan cocuk


Düzenlenen 2’nci Türk Pediatri Kongresi'nde çocuk gelişimi konularına bolca değinildi.

Kongrede dijital yaşam ortamında büyüyen çocukların çok tehlikede olduğunu, belirli bir yaştan sonra dijital dünya ile tanışmaları gerektiğini savundular.

TPK Başkanı Prof. Dr. Mehmet Vural "Çocukların tablet kullanması çok zeki olduğu anlamına gelmiyor, çünkü tabletler o yaştaki çocuklara göre tasarlanıyor" şeklinde konuştu.

Vural, çocukların 2-3 yaşına gelene kadar dijital ortama bulaşmaması gerektiğini savunuyor. Bu nedenle ailelere çağrıda bulunuyor. Bu şekilde büyüyen çocukların gelişiminde bazı problemlerle karşılaşılabilir.

6 Şubat 2016 Cumartesi

 Her türlü tehlikeden sakındığınız göz nuru kıymetli çocuklarınız siz fark etmeden zararlı bir olaya tanıklık edebiliyorlar hem de bile bile. Özellikle küçük yaşlarda canı sıkılmasın yada yemek yerken oyalansın diye açtığınız çizgi filmler masum bir çocuk eğlencesi gibi görülse de bazen bu kadar masum olmayabiliyor. 

Çizgi filmlerin saati doğru ayarlanmadığında veya uygun çizgi film seçilmediğinde çocuklar için yararlı değil zararlı hale dönüşebiliyor. 
Çocuklar şu zamanda televizyon ve tabletin başından ayrılmıyor. Bu zaman ayarsızlığı çocukların gelişiminde ve sağlığında kötü bir etki oluşturabiliyor. Çocuklar çizgi film izleyebilir onların bu hakkıdır fakat bir sınırlama olması gerekiyor. Öncelikle 0-2 yaş aralığında çocuklar kesinlikle televizyon izlememelidir. Bu yaş aralığı için uzmanlarımız sakıncalı kanaatindedir.

Uzmanlarımız, çocukların 2 yaşını doldurduktan sonra günde yarım saat çizgi film izleyebileceğini söylüyor. Çocuk 7 yaşına geldiğinde bu süre biraz daha esnetilmeli ve yine kontrol altında tutulması gerekiyor.  Çizgi film izledikten sonra ise film hakkında konuşulmalı ve pekiştirilmelidir. Bu sayede çizgi film hakkında yanlış anlamalar ortadan kaldırılabilir. 

Çizgi filmler çocukların hayal dünyasında geniş yer kaplıyor. Onların davranışlarından tutun giyim kuşam tercihlerine kadar etki ediyor. Bu yüzden doğru yaşta doğru çizgi film seçilmesi en sağlıklısı.

Siz anne-babalar televizyon izlerken izlediğiniz programlara dikkat etmeniz gerekiyor. Çocuğunuzla televizyon izlerken aynı ortamdaysanız cinsellik ve şiddet içerikli olan dizi veya filmleri izlememelisiniz. Çocuğunuz  gördüğü sahneleri bilinç altına atıyor, eğer televizyon izlerken bu tür önerileri dikkate almazsanız ileride çocuğunuzda saldırganlık ve öfke gibi haller ortaya çıkabilir.Bu yüzden televizyon programları ve çizgi filmler çocuklarınız açısından son derece önem arz ediyor.

4 Şubat 2016 Perşembe


Çocuklar Doğa İle Bağlantı Kurmalı
Çocukların doğa ile teması, hemhal olması gelişimleri için hayli önemli. Doğayı tanıyan, bilen bir çocuk hayatı ve kendini de tanımış, bilmiş oluyor çünkü. Pedagog Mehmet Teber’e çocukların doğa ile irtibatının onlara neler kazandırdığını sorduk. “Evi mini bir hapishane gibi görüyorum” diyerek doğanın önemine vurgu yapan Teber, tabiat ile iç içe büyümenin fiziksel, zihinsel ve ahlaki açıdan çocuklara kazandırdıklarını anlattı.

Doğanın çocuğun fiziki gelişimine ne tür katkıları vardır?
Çocuklarda fiziksel anlamda iki temel gelişim vardır. Bunlardan birincisi ince motor gelişimi, ince kas gelişimidir. Diğeri de kalın motor gelişimi, kaba motor gelişimidir. Mesela bir ağaca tırmanmak, kol kaslarını güçlendirir, bacak kaslarını güçlendirir. Bir yerden bir yere zıplamak yine insanı güçlendirir. İnce motor kas gelişimi ise daha çok ince işlerle uğraşarak, mesela yerdeki küçük çöpleri toplayarak, o böceklere dokunmaya çalışarak, yere dökülen küçük incir parçalarını toplayarak hızlanır. Ben bir oyun terapistiyim. Toprağın, toprağa dokunmanın, çamurla oynamanın da çocuk üzerinde geliştirici bir etkisi vardır ve bu yüzden oyun odalarımızda her zaman kum bulundururum. Kum taneleri derideki en ince yerlere bile temas ederek oraları uyarır ve dokunma konusunda müthiş bir deneyim sağlar.

Doğanın zihni açması konusunda ne dersiniz?
Bir şeyin oluş seyrini gözlemlemek, insanda belirli bir düşünce sistemi geliştirir. Mesela çocuk bir karıncayı gözlemlediğinde, onun yuvasına bir şey götürdüğünü, zorluklara sabrettiğini gördüğünde, oradan bir sebep-sonuç ilişkisine ulaşır. Daha önce gördüğü bir çiçeğin büyüdüğünü gözlemlediğinde zihinsel olarak yeni şemalar oluşur o çocukta. Bu da hayatı yorumlamasını, sebep-sonuç ilişkisini anlamasını sağlar. Geçen sene teknoloji bağımlılığı kongresi vardı ülkemizde. Oradaki bir konuşmacı dedi ki: “Eğer çocuk doğanın içerisinde büyümüyorsa felsefi düşünceyi öğrenemez.” Mesela bir meyveyi dalından koparmayıp, gidip manavdan aldığınızda arada önemli bir bağlantı kesilmiş oluyor çocuk için. Çünkü onun sulanması, çiçek açması, büyümesi, olgunlaşması ve toplanmadığında dökülmesi gibi süreçlerin hiçbirine şahit olmuyor. Dolayısıyla yaşadığı dünyaya dair sebep-sonuç algıları oluşmuyor. Bunun yerine çok pratik, basit bir düşünce sistemi gelişiyor: Para verdim, karşılığında bunu aldım. Bir de doğadaki süreçler bu kadar hızlı ilerlemediği için sabretmeyi öğretir insana. Bir çiçeğe bakmayı, sulamayı, onun için ışığın gerektiğini öğretir. Yani çok fonksiyonel düşünmeyi öğretir.

Ahlak üzerinde bir etkisi var mıdır doğanın?
Günümüz şehir hayatında çocuklar başka birisini çok düşünmüyor. Sadece kendisi için yaşanan bir hayat görüyor. Ama doğada ya da sokakta böyle değildir. Orada zar zor bir ağaca çıkarak bir tane meyve bulursan; seni sırtına alan, oraya çıkmak için seni destekleyen arkadaşlarınla birlikte onu bölüşürsün. Arkadaş grubunda paylaşma vardır ve doğal ortam da buna iter. Çünkü zor elde edilen bir şey vardır ve onun için çabalayan ortak kişiler vardır.

Bir çiçeği sulamak, bir hayvana yem vermek, onun yavrularıyla birlikte yaşamak; bu dünyanın sadece kendisine ait olmadığını, bu dünyada başka kişilerin de olduğunu, onların da yaşama hakkı olduğunu ve onların da gözetilmesi gerektiğini öğretir çocuğa. Doğanın ahlaki gelişime en büyük faydası, ötekinin varlığını hissettirmesi ve merhamet duygusunu kazandırmasıdır belki de. Sadece kendisi için değil öteki için de bir şeyler yapabileceğini öğretmesidir diye düşünüyorum. Küçük yavruları besleyerek, koruyarak merhamet duygusunu geliştirmesi de çok önemli.

Tefekkür edebilme açısından da önemli değil mi doğa?
Çocukların Yaratıcı’mızı bilmeleri tanımaları için doğayla irtibat halinde olmaları, tefekkür etmeleri gerekiyor. Yoksa nereden aldık domatesi? Marketten... Ne ile aldık? Parayla... Bu düz mantıkla çocuk Yaratıcı’yı düşünemiyor. Çünkü çok basit düşünüyor. Yani orada Yaratıcı’yla bir bağlantı kurması teknik olarak mümkün değil. Nasıl bilecek O’nu? Her şey marketten alınan bir şey gibi geliyor. Bir yumurtanın bir oyuncaktan farkı yok ki çocuk için. O yüzden ne doğadan geliyor, ne marketten geliyor çocuklar bunu ayırt edemiyorlar. Yaratıcı’yla bağlantı kurabilmek için bitkilerin ve hayvanların varoluş sürecini gözlemlemek çok önemli.

Evde büyümek, sokakta büyümek ve doğada büyümek… Kıyasladığınızda ne çıkar ortaya?
Tabii ki doğa daha zengindir sokağa göre. Bu yüzden doğanın geliştiriciliği kesinlikle daha fazladır. Akan dere vardır, deredeki balık vardır. Çocuk orada ayağını ıslatır, o soğuk deneyimini yaşar. Onu değiştirir, başka bir şeye dönüştürür. Oradan bir şey yapar suyun üzerine atar. Onun gelişimini gözlemler. Suyun kaldırma kuvveti dediğimiz şeyi orada kendisi deneyimlemiş olur. Hayatın kendisini deneyimler yani çocuk.

Sokak, doğaya göre biraz daha kısıtlıdır. Ancak evden katbekat iyidir. Çünkü sonuçta çocuğun asıl ihtiyacı olan şey özgürlük ve deneyimleme imkanıdır. Çocuğu geliştiren şey bu. Ne kadar çok şey deneyimlerse o kadar gelişimi sağlıklı olur. Ama bu bir kere deneyimlemeyle de olmaz. Peş peşe birkaç deneyim lazım. Yani bir kere hayvanat bahçesine götürmek, bir kere akvaryuma götürmek deneyimleme anlamına gelmez. Aynı şeyi 8-10 defa yapması yeni düşünme sistemi kazandırır çocuğa. Yani yeni bir nöral bağlantı oluşturur. Arkadaş ilişkileri, orada üzülmek, istediği kadar ağlayabilmek, bazen dayak yemek, bazen dövmek, taşlar, topraklar, killer, çamurlar, sular... Bunlar arasında yaşamanın tabii ki öğreticiliği daha fazla. Evi ise mini bir hapishane gibi görüyorum ben.

Tamamen evde büyüyen çocuklarda herhangi bir sorunla karşılaşılıyor mu?
Benim görüşmelerimde evden çıkmadan büyüyen çocuklarda en büyük eksiklik sosyal iletişim eksikliği. İnsanın gelişmesi için zihnin karşısında bir zihin olması gerekir ki etkileşime girilebilsin. Bu insan zihni de olabilir hayvan zihni de olabilir. Küçükken herhangi bir şekilde evde kalmış, anne-babası çalışmış, anneanne-babaanne bakmış, pek fazla başka bir zihinle etkileşime geçmemiş çocuklarda sosyalleşme gerçekleşmiyor. Çocuk başkası açısından, başkası için düşünmeyi geliştiremiyor. Bir çocuk hayatın ilk 3-4 yılı içerisinde hep evde büyümüşse büyük bir oranda pedagoga yolu uğrar.

Doğada büyüyen çocuklar daha güçlü oluyor galiba?
Doğa risk almayı öğretir ve güçlendirir. Çünkü sorun yaşarsın. Doğayla irtibat halindeysen bir yerine diken batar. Bu acıya katlanırsın. Arı sokar, bunu bilirsin. Bunlara karşı sende bir direnç gelişir. Düşersin, diz kapağın kanar. O kanamanın kabuğa dönüştüğünü görürsün. Günümüz çocukları kan nedir bilmez bile. Çünkü vücudundan 1-2 damla kan çıktığını görmemiştir. Kabuk tutmak ne demektir bilmez ve ona karşı çok aşırı tepki verir. Çok kırılgan olur. Bir böcekten korkmaya başlar. Bir sinek geldiğinde bağırmaya başlar. Yalıtılmış bir ortamda büyümüş olmak çocuğu zayıf kılıyor. Çünkü zorluklarla karşılaşmayan bir bünye olgunlaşamaz. Doğanın insana sunduğu şeylerden biri de zorluktur. Kolaycılık yoktur doğada. Daha çok emek vardır. Bir şeyi bir yere taşımak, çamuru bir şeye dönüştürmek, onu belli bir hale getirmek bir emek ister.

Ve hayal gücü ister...
Evet. Böylece hayal gücünü de geliştirir. Üreticiliği destekler, farklı düşünmeyi destekler. En önemli noktalardan birisi de bence budur. Çocuk kendisi bir şeyleri bir şeye dönüştürerek belli bir üretim yapar. Yani çamuru alır, onu kendince bir şeye dönüştürür; buna A der. Bir sopayı alır, biraz kırar döker; buna B der. Birkaç küçük inciri alır, misket der. Çiçeklerden kendine bileklik yapar. Doğadaki çocuk sıra dışı düşünmeyi öğrenir, üretim yapar; oyun üretir, oyuncak üretir, kendisine bir şeyler üretir. Evdeki çocuk daha çok tüketen çocuktur. Bir üretim yapmaz.

Çocuk emek vermeyi de öğrenir o zaman.
Üretim emek gerektirir zaten. Tüketim bir emek gerektirmez. Bu emeğin sonrasındaki bir şeyleri başarmış olduğunu hissetmesi çocuğa ayrı bir haz verir. Biz topraktan geliyoruz ve ana damarlarımızdan birisi oradan kopuk olunca mutlaka bir şeyler eksik gider. Yani kökleri doğada olmayan bir çocuk, doğayla bağlantı kuramamış bir çocuk; çok yüzeysel yaşayan, sanal yaşayan bir çocuktur.

Dışarıda oynanan oyunlarla, evde oyuncakla veya bilgisayarla oynamayı kıyasladığımızda ne söylersiniz?
Zaten evde oyun oynamak için fazla yer yok. Daha çok bilgisayar oyunları var. Bilgisayar oyunlarının hiçbir geliştiriciliği yok. Ama sokak oyunları, çocuğu her anlamda geliştirir. Mesela, çok basitinden bir seksek oyunu denge oyunudur. İşin içerisinde dikkat var. Bakıyorsun sayma becerilerini geliştiriyor. 1-2-3-4-5-6-7-8 küçük çocuk bile orada 8’e kadar saymayı öğrenir. Tek ayak üzerinde durmayı öğrenir, zıplamayı öğrenir. Ya da ip oyununu düşündüğümüzde yine bu bir koordinasyon oyunudur. Dengede olması gerekir, iyi sıçraması gerekir. Bunların hepsi çocuğu fiziksel olarak geliştirir. Ya da bir misket oyunu ince motor becerilerini geliştirir.

Yani sokakta bizim oynadığımız oyunlar birçok beceriyi, dikkati, zekayı, farklı düşünmeyi, sosyal iletişimi, kaba motor-ince motor becerisini geliştirir ve en önemlisi de bunları yaparken bir etkileşim vardır. Bilgisayar oyunu hiçbir şeyi geliştirmez. İnce motor becerisini geliştirmez, çünkü sadece parmakların hareket ediyor. Kaba motor becerisini geliştirmez, zaten sürekli oturma halindesin. Düşünce becerisini çok fazla geliştirmez çünkü bir etkileşim yok. Yani bilgisayar oyunları ve sokak oyunları çok kıyaslanamaz.

Sizce kentli çocuğun doğayla teması ne sıklıkta olmalı?
Çocuğun doğayla teması her gün olmalı. Yani anne baba olarak çocuklarımızla birlikte yürüyüş yapmalıyız. O doğadaki değişimi görmeliyiz. Bak, burada küçük bir çiçek açmış, burada yavru bir kedi var, kuşlar geliyor buradan yem yiyor. Bu ağaç biraz büyümüş. Mesela mutlaka bir ağaç alıp dikmemiz lazım, onu büyütmemiz lazım, beslememiz lazım. Doğal olaylara çocuğun dikkatini çekmemiz lazım. Ayın halleri nedir, nasıl bu hale geldi? Güneş nereden doğuyor? Nereden batıyor? Yağmur altında yürümek, yağmurda oluşan su birikintilerine basmak, yağmurun gelişini izlemek, oradaki bulutlara bakmak... Hafta sonlarını fırsat bilmeliyiz. Vakit geçireceğiniz yerlerin mesire alanları olması lazım. Orada çocuk kendini özgür hissedebilir. Bir AVM’de çocuk ne yapabilir? O yüzden bizim kışın soğuğunu, baharın yağmurunu, her şeyi fırsat bilip çocuğu bu doğayla buluşturmamız lazım.

Olabildiğince doğayı evimizin içine getirmemiz lazım diye düşünüyorum. Evde bitki, çiçek beslemek gerek. Şimdi saksı meyveciliği var. Bunlar iyi fırsatlar çocuğun deneyimlemesi için. Çim adamlar bile olabilir. Çim sulamak, onun saçlarının uzaması... O esnada o deneyimi yaşaması gerek çocuğun. Evde imkan varsa çeşitli hayvanlar beslenebilir. Bunların hepsi az da olsa doğayla bağlantı kurmak anlamına geliyor. Ama en güzel bağlantı bir plazada değil, çocuğun doğayla temas edebileceği bir yerde yaşamak.

Pedagog Mehmet Teber

26 Ocak 2016 Salı

Pedagog Mehmet Teber, “Böyle bir sistemde öğrenciler eğitilmez, yarıştırılır. İşin içine yarış girdiğinde diğer tüm değerler kaybolur. Eğitimin amacı olan kÂmil insan yetiştirmek gider, başarılı insan yetiştirmek gelir.”

Sürekli değiştirilen eğitim sistemine adaptasyon sürecinde ne gibi problemler ortaya çıkıyor?
Eğitim sisteminin sürekli değişmesi bu işi planlayanların zihninde bir eğitim yaklaşımı ve felsefesi olmadığının bir işareti gibidir. Deneme yanılma yoluyla doğruya ulaşma en basit yollardan biridir. Eğitim sistemi değiştikçe öğretmen, öğrenci ve idarecinin motivasyonu düşer. Velinin kafası karışır. Eğitime olan güven azalır. Her değişim ise sonrasında bir uyum ve duraksama sürecini getirir.

“Sürekli kazanmak ve yüksek puan almak zorundasın” kuralına dayalı bir eğitim sisteminde öğrenciler nasıl bir psikolojiye sahip oluyor?
Böyle bir sistemde öğrenciler eğitilmez yarıştırılır. İşin içine yarış girdiğinde diğer tüm değerler kaybolur. Eğitimin amacı olan kâmil insan yetiştirmek gider, başarılı insan yetiştirmek gelir. Sürekli yarışma ve yarış halinde olmak ise öğrencilerin psikolojisini alt üst eder. Düşünün buradan Ankara’ya kadar araba ile yavaş yavaş gidip öğrenmek, etrafı seyredip keşfetmek varken, yarış olduğunda tüm güzellikler görünmez olur ve tüm yol stresli geçer. Yarış sürecinde de öğrenci edindiği bilgilerin değerini kaybeder sadece o bilgileri bir soru, bir test şıkkı olarak görür. Vücudu da haddinden fazla stres hormonu ile yüklenmiş olur.



Yeterli puan alamadığı için istemediği okula gitmek zorunda kalan gençlerin psikolojisi nasıl olur?
İnsan istemediği bir okulda ne kadar verimli okuyabilir ki. Ülkemiz üniversitenin ilk bir iki yılını okuyup sonra okulu bırakan bir sürü öğrenci ile dolu. Ya da üniversiteyi bitirdikten sonra mezun olduğu bölümle ilgili değil, başka alanda çalışan. Bunların hepsi istemediği bölümde okumanın sonucu ve büyük bir insan ve kaynak israfı.

Öğrencilerin bireysel yeteneklerine göre yönlendirilmesi ve sevdikleri alanda çalışmaları ne kadar önemli?
Bir eğitim sisteminin en önemli işi bu. Bunu yapmadıktan sonra eğitimden bahsetmenin anlamı yok. Eğitimin amacı bu zaten.

Türkiye, “düşük seviyede İngilizce bilen ülkeler” kategorisinde yer alıyor, yabancı dil öğrenmekte neden zorlanıyoruz?

Eğitim sistemindeki yanlışlar nedeni ile dile karşı ön yargımız oluştu. Dili bir matematik gibi bölümlere ayırıp öğretmeye çalıştık. Grameri binlerce parçaya bölüp öğrettik. Bir bütün olarak dili ele alamadığımız için öğretmeyi beceremedik. Turistik yerlerde ayakkabı boyayan çocuklar okulda 10 sene İngilizce öğrenenlerden daha çok İngilizce biliyorsa dil öğretim yöntemimizi sorgulamak gerekir.

4+4+4 eğitim sistemi uygulanmaya başladıktan sonra velilerden size yansıyan olumlu / olumsuz değerlendirmeler var mı, varsa neler?
Çocukların okula başlama yaşının erkene çekilmesi en büyük zorluk oldu, ama sonra bu düzenlendi ve zorunluluktan çıkarıldı. En büyük zorluk küçük çocukların okula alışamamasıydı. En büyük güzellik ise ilkokul öğrencilerini ergenlik çağına gelen ortaokul ergen öğrencilerinden ayırmak oldu.

Analitik düşünmeye ve yorumlamaya değil de ezbere dayalı bir eğitim sistemi devam edebilir mi, sistem nasıl değiştirilmeli?
Devam etmesini isterseniz eder. Bu soru çok uzun cevap gerektirir, ama bu ülkenin tüm düşünürleri bir araya gelip eğitim sistemi üzerine yeni bir kurgulama yapmalı.

Dünyada zilsiz, karnesiz hatta sınavsız eğitim modelleri tartışılırken, biz bunun neresindeyiz? Mevcut şartlar göz önüne alındığında bu sistemlerin pratik uygulaması ülkemize ne kadar uygun?
Biz daha emekleme aşamasındayız. Eğitimin fiziksel şartlarını -sınıf mevcudu, okul donanımı, teknolojik imkânlar, öğretmen sayısı - iyileştirmekle meşgulüz. Sanırım fiziksel imkânlar artık ideale yaklaştığında o zaman eğitimin felsefesini konuşacağız. Bahsettiğiniz uygulamalar o zaman gündeme gelecek.

13 Ocak 2016 Çarşamba

Çocuklarımızın davranışlarının yönetimindeki en önemli amacımız, istenmeyen davranışın yerini istenen bir davranışla değiştirebilmektir. Bu davranış değiştirme sürecinin herhangi bir zorlama olmaksızın tamamen çocuğun kendi isteğiyle ve uygun yöntemlerin kullanılması yoluyla yapılması gerekmektedir. Aksi takdirde belli bir yaptırım uygulanması gerekir ki buda amaçlanan iç disiplini sağlayamaz. Davranış değiştirme ve yönetimindeki amaç; çocuklarımızın herhangi bir otorite figürü olmaksızın istenilen davranışı kendiliğinden gerçekleştirmeleridir.

İstenilen davranışı kazandırmada ödülün dengeli kullanımı çok önemlidir. Ödül ile davranışın etkili hale getirilmesi ve olumlu pekiştireç kullanarak olumlu duyguların uyandırılması amaçlanmaktadır. Çocuklar yaptıkları davranışlar için ödüllendirilirlerse, o davranışı tekrarlarlar. Bu nedenle çocuklardaki istediğimiz davranışları ödüllendirirsek böylece o davranışı arttırmış da oluruz. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli nokta; ödülün davranışın önüne geçmesini önlemektir. Asıl amaç ödül olursa eğer, çocuklar ödül almak adına, o davranışı yapma eğiliminde olacakları için, davranışın kazandırılması ve yönetimi ikinci plana atılabilir.

İstediğimiz davranışların arttırılmasında kullanacağımız ödüller neler olmalıdır? Çocuklarımız onayladığımız ve istediğimiz davranışta bulundukları zaman övülerek, tebrik edilmeleri, sarılarak öperek, gülümseyerek onayladığımızı onlara göstermek şeklinde ödüllendirme olabilir. Yine çocuklarımızı çok istedikleri bir yere (park gibi) götürmek, yapmanızı istediği bir şeyi yapmak, küçük bir hediye vermek şeklinde örneklerle artırılabilir. Sözel olarak da övüp takdir ettiğimizi belirtmemiz gereklidir. Çocuklarımızın beğendiğimiz olumlu davranışlarının hemen arkasından, neyi beğendiğimizi ifade edip açıklayarak, her defasında ödüllendirmeliyiz. Küçük yaş grubu çocuklarda somut adımların gösterilmesi ayrıca önem kazanmaktadır. Yaptıkları her davranışın sonuçları mutlaka çocuklara bildirilmeli ve istenen davranışlar olumlu pekiştireçlerle desteklenmelidir.

Çocuklarımızın olumsuz davranışlarda bulunmaları durumunda neler yapmalıyız? Çocuklarımız olumsuz, bizim onaylamadığımız ve istemediğimiz davranışlarda bulundukları zaman, olumsuz davranış her defasında görmemezlikten gelinmelidir. Bu konuda tutarlı olunmalıdır. Bu olumsuz davranışları başkalarının ödüllendirmesine de izin verilmemelidir. Çocuklar olumsuz ve istenmeyen davranışlar sergilemeleriyle dikkat çekmekten hoşlanabilirler. Onlara kızıp küsmek bile aslında bir tür ilgi göstermek sayılabilir. Bu nedenle görmemezlikten gelinmelidir. İstenmeyen davranışlara karşı kızarak, bağırarak, küserek tepki göstermek yoluyla ilgilenmek de bu davranışları artırabilir. 


Davranışlarınızda ve tepkilerinizde tutarlı olmak her şeyden önemlidir. Bazen bazı durumlar da olur ki, çocuklarınızın istenmeyen davranışları kendine ya da çevresine zarar verici boyutta tehlikeli olabilir. Böyle bir durumda görmemezlikten gelmek uygun olmayacaktır. Bu durumda çocuğa ve zarar verici tehlikeli davranışlarına hayır denilerek, ortamdan uzaklaştırmak ya da çocuğun hareketlerini kısıtlamak gereklidir. Anne ve babaların, çocukların olumsuz davranışlarına karşı sınırlama koyup hayır dedikleri durumlarda çocuklar ağlayarak, bağırarak ya da farklı şekillerde tepki gösterip, reddedip bu tepkiyi sürdürmeleri durumunda asla geri adım atılmamalıdır. Sabırsızca davranıp pes edilirse çocuk tekrar ödüllendirilmiş olur ve istenmeyen davranışın sürdürülmesi ve desteklenmesi sağlanmış olur.

Çocuklarda davranış yönetiminin sağlanıp başarı kazandırılmasında planlı ve programlı hareket edilmeli bu çalışmaların sadece bilgi verme amaçlı olmadığı, bir davranış becerisi kazandırma işi olduğu kesinlikle unutulmamalıdır.



Anne baba olarak aile içinde, ya da okulda öğretmenler olarak, her yaştaki çocukların davranış yönetimi çalışmalarında, davranış ve beceriler için çalışma listesi hazırlanmalı buna göre takipleri yapılmalıdır. Çocukların davranışlarının yönetiminde yer alabilecek uygun görülen davranış ve beceriler şunlar olabilir:

  • Çocuğun tepkilerini uygun yöntemlerle ifade edebilme becerisi
  • Çocuğun anne ve babasına, aile bireylerine karşı davranışları ve tutumu
  • Çocuğun aile, okul ya da sınıf kurallarına uyum becerisi
  • Çocuğun arkadaşlarına karşı davranışları ve tutumu
  • Çocuğun arkadaşları ile dengeli iletişim kurma ve birlikte hareket etme becerisi
  • Çocuğun verilen görevleri yerine getirebilme gayreti ve becerisi
  • Çocuğun sorumluluk alabilme becerisi
  • Çocuğun okulda öğretmenlerine karşı davranışları ve tutumu
  • Çocuğun diğer yetişkinlere karşı davranışları ve tutumu
  • Çocuğun başkaları ile işbirliği içerisinde çalışabilme becerisi
  • Çocuğun planlı ve düzenli çalışabilme becerisi
  • Çocuğun kendi temizliğine dikkat etme ve ve çevresini temiz tutabilme becerisi
  • Çocuğun oyun kurallarına uyum becerisi
  • Çocuğun araç gereçleri dikkatli ve özenli kullanabilme becerisi
  • Çocuğun paylaşımcı ve yardımsever yaklaşımları ve tutumu
  • Çocuğun grup içerisinde sorumluluk alabilme becerisi

Çocuklarda İstenmeyen Davranışları Ortadan Kaldırma Teknikleri Nelerdir?
1. Basit ve anlaşılır kurallar koyma: Kurallar çocukları disipline etme ve kendi iç kontrollerini sağlamak amacıyla konulurlar. Uzun ve anlaşılması zor kurallar çocuklar üzerinde yeterince etkili olmazlar. Kısa ve sade, net kurallar yararlı olur. Burada olumlu pekiştireçlerin, yani ödüllerin çocuk üzerindeki etkisinin önemi unutulmamalıdır.

2. Konuşma tekniği: İstenilen ve istenilmeyen davranışlar karşılıklı yüz yüze iletişim kurularak açıkça konuşulur.

3. Dur ve düşün tekniği: Çocuklardan yapacakları bir davranıştan önce bir süre beklemeleri ve düşünmeleri istenir. Çocuğa içinden 10 a kadar say, 3 kere nefes al gibi 10-15 saniye bekleme süresince çocukların yapacakları davranışları değerlendirmeleri ve istenilir olup olmadığını değerlendirmeleri, böylece, alternatif bir davranış düşüncesi üretmeleri amaçlanır.

4. Günlük davranış tablosu hazırlama: Çocuğun gün içerisinde yapması gerekenler, kurallar ya da ödev ve sorumluluklar gibi konularda tablo hazırlanabilir.

5. Başkalarından öğrenme ve çocuktan çocuğa tekniği: Çocuğun başka birinden öğrenmesi ya da başka birine öğretmesi yöntemidir. Bazı kuralları ya da davranışları, başkalarından örnek alarak öğrenmesi ya da başkalarına öğreteceği düşüncesiyle dikkatle öğrenmesi yöntemidir.

6. Öğren-anlat tekniği: Çocuğun kuralı ya da davranışı anlaması yöntemidir. Çocuk bizzat katılır. Hem çocuğun kavrama düzeyi anlaşılır, hem de pekiştirme sağlanmış olur.

7. Somut örnekler kullanma ve konunun güncel yaşamla bağlantısını kurma: Davranışın güncel yaşamdaki önemi bol ve somut örneklerle, zaman zaman hikaye ile vurgulanarak anlatılır.

8. Öğrenen merkezli eğitim ve aktif katılım tekniği: Çocuğunda sık sık soru sorabileceği, konuşup tartışabileceği, fikir üretip paylaşabileceği bir ortam oluşturulur.

Tüm bu yöntemlerin dışında çocuklarımızın davranışlarının yönetiminde drama ve oyun teknikleri, rol oynama, hikâye ve hikâye tamamlama, video ve filmlerde yararlı olacaktır. Tüm bu yöntemlerin kullanılmasında çocukların yaş gruplarına dikkat etmek gereklidir. Her yöntemi her yaşta değil, doğru yaşta doğru yöntem ve teknikleri kullanmak daha etkilidir.

Uzman Pedagog Nilüfer Evgin

29 Aralık 2015 Salı




1 yaşındaki bebeğinizin kilosu, doğum kilosunun üç katına ulaşmıştır. Baş ve göğüs çevresi eşitlenmiştir. Gündüz uykusu artık 2,5 saate düşmüş, arama refleksi kaybolmuştur. Yürümeye başlamıştır. Çorabını kendisi çıkarabilir, çatala batırılan yiyeceği ağzına götürebilir durumdadır.








Bakım beslenme ve sağlığını geliştirmek için neler yapabilirsiniz?
Bebeğinizin ayağına giydireceğiniz çorabına değişik süslemeler yaparak, bebeğinizin ilgisini çekmesini sağlayabilirsiniz. Böylelikle çorabıyla ilgilenen bebek, onunla oynamaya, onu çıkarmaya çalışacaktır.

Bebeğinizin yaşına uygun olacak olan bir çatalla yemek yemesini desteklemelisiniz. Bebeğin yiyebileceği türde olan besinleri çatala batırarak bebeğinize vermelisiniz. Kendisinin de zaman zaman çatalla yemek yemesini (sizin kontrolünüzde) sağlamalısınız.

Kilo kontrolünü düzenli olarak yaptırmalısınız. Doğum kilosunun 3 katına ulaşmamışsa, yeteri kadar kilo almamışsa doktor kontrolüne götürmelisiniz.

Baş ve göğüs çevresi ölçümlerini yaptırmalı, takip ettirmelisiniz. Ortalama olarak baş ve göğüs çevresi ortalaması 46-30 cm olmalıdır.



Diş kontrolünü yaptırmalısınız.
Gündüz uykusu giderek azalacağı için ona göre düzenleme yapmalı ve gece kaliteli bir uyku geçirmesini sağlamalısınız. Gündüzleri bebeğinizle yaptığınız etkinlikleri çeşitlendirmeli, artırmalısınız. Bebeğinizle eğer dışarıda zaman geçirecekseniz, koruyucu güneş kremi ve şemsiye kullanmalı, güneşin zararlı etkilerinden onu korumalısınız.

Kaba Motor Gelişim Alanı
Bebeğiniz artık çömelme pozisyonundayken ayağa kalkabilir. Yardımsız yürüyebilir. Tutulabilecek sapı olan nesneleri itebilir. Basamakları emekleyerek çıkabilir. Kolları ile güç gerektiren hareketleri yapabilir.

Bebeğinizin kaba motor gelişim alanını nasıl destekleyebilirsiniz?
Bebeğiniz yerde otururken ve oyun oynarken onun ilgisini çeken veya sevdiği bir nesneyi onun oyun alanı içine koymalısınız. Bebeğiniz kollarını ve bacaklarını açarak dengesini sağlayacak ve yardımsız yürüyerek nesneye ulaşacaktır.

Tutulabilecek sapı olan bir oyuncağı, yetişkin kişi olarak önce itmeli ve çocuğa göstermeli hareket ettirmeniz gereklidir. Oyuncağı sapından iterek ileri doğru yürümesi için bebeği cesaretlendirmelisiniz.

Merdivenin birkaç basamak yukarısına bebeğinizin dikkatini çekecek bir nesne koyarak, yukarıya emekleyerek çıkıp, nesneye ulaşması konusunda cesaretlendirmelisiniz.

Bebeğinizle karşılıklı oturunuz. Elinize aldığınız küçük bir nesneyi (mendil, kumaş parçası vb.) bebeğinizin önüne koyarak dikkatini çekmelisiniz. Bebek mendil ile oynamaya başlayınca, mendilin bir ucundan da siz tutarak, mendili hafifçe kendinize doğru çekmelisiniz. Bebeğiniz elinden alınmaya çalışıldığını düşündüğü nesneyi kol gücünü kullanarak kendisine doğru çekecektir.
Bebeğinizin yürüme çalışmaları esnasında denge gelişimini sağlamak için farklı zeminlerde (kum, çakıl taşlı alan, beton zemin vb.) yürümesine fırsat vermelisiniz.

Yürüme alanında bebeğiniz için tehlike yaratacak unsurların olamamasına dikkat etmelisiniz. Bebeğiniz, hızlı hareket etmeyi gerektiren oyunlarda(yakalama oyunu gibi)yürüme yerine emeklemeyi tercih edebilir. Bunu doğal karşılamalısınız.

İnce Motor Gelişim Alanı
Bebeğiniz artık nesnelerin kapaklarını yerlerine yerleştirebilir. Kalın yapraklı kitap sayfalarını çevirebilir.

Bebeğinizin ince motor gelişim alanlarını nasıl destekleyebilirsiniz?
Bebeğiniz oturur pozisyonda iken önüne tencere gibi kapaklı nesneler koyunuz.
Bebeğinizin bu nesnelerin kapaklarını tek hareketle açması, kapatması ve yerlerine yerleştirmesini bekleyiniz. Gerektiğinde ona yardımcı olunuz. Küçük çaydanlık ya da tencereleri bu amaçla kullanabilirsiniz.

Bebeğinize sayfaları kalın karton, bez, naylon veya mukavvadan yapılmış, gelişimsel düzeyine uygun resimli çocuk kitabı verebilirsiniz. Bebeğinizin kitabın sayfalarını eliyle çevirmeye başlaması için gerektiğinde model olunuz ve onu teşvik ediniz.

Çeşitli nesnelerle oyun oynamasını, nesneleri ileri geri hareket ettirmesini, küçük nesneleri dar ağızlı kaba atmasını, kalın kitap sayfalarını eliyle çevirmesini ve kapakları yerine yerleştirmesini izleyip değerlendirmelisiniz.

Sosyal Duygusal Gelişim Alanı
Bebeğiniz artık başkalarının ilgisini çeken davranışları tekrar edebilir. Bağımsız hareket etmek ister. Hoşuna giden hareketleri tekrar tekrar yapar.

Bebeğinizin sosyal duygusal gelişim alanını nasıl destekleyebilirsiniz?
Bebeğinizin bir yetişkinin kontrolünde, bulunduğu ortamda özgürce hareket etmesini sağlamalısınız. Elinden tutarak yürüyüş yaptırmalısınız. Yürüyüş sırasında nesnelere dokunmak ve oynamak istediğinde izin vermelisiniz. Elinizi bırakıp yürümek istediği zaman, olası tehlikeleri önlemeye dikkat ederek fırsat vermelisiniz.

Bebeğinizin tekrarlamaktan hoşlandığı hareketlerden oyun üretmelisiniz. Bebeğinizin tekrarlayabilmesi için imkân sağlamalısınız. Bebeğinizin hoşuna giden çeşitli yüz ifadelerini, sesleri, canlı varlıkların hareketlerini yaparak bebeğinizin de denemesini isteyiniz.

Bebeğinizin dikkat çekmek amacıyla yaptığı olumlu davranışları, çıkardığı sesleri izlemeli ve olumlu tepkiler vermelisiniz. Sosyal ortamlarda bebeğinizin bu davranışları tekrar etmesini desteklemelisiniz.

Bebeğinizin yürümeye başlamasıyla birlikte, etrafı keşfetme isteği de başlar. Bu nedenle nesnelere dokunarak, tadarak tanımak ve öğrenmek ister. Bu dönemde bebeğiniz yalnız bırakılmamalı, bağımsız hareket ettiği sırada düşme ve çarpma gibi kaza ve tehlikelere karşı önlem alınmasına özen göstermelisiniz.

Bebeğiniz yapmaktan hoşlandığı hareketleri tekrar etmek isteyecektir. Bunları desteklemelisiniz.

Dil Gelişim Alanı
Bir yaşındaki bebeğiniz artık nesnelerin ya da kişilerin isimlerini söyler. Tek sözcüklü cümle kurabilir. Bir-on arasında sözcük kullanabilir.

Bebeğinizin dil gelişimini nasıl destekleyebilirsiniz?
Bebeğinizin yakın çevresindeki nesne ya da varlıkların (insan-hayvan-bitki) kendilerini ya da resimlerini gösterip, isimlerini sormalısınız. Bebeğinizden gösterilen nesnelerin isimlerini söylemesini beklemelisiniz. Örneğin: babasını gösterip ‘’Bu kim?’’ diye sorulduğunda ‘’Baba’’ cevabını vermesi beklenilir.

Bebeğinize sık sık ‘’Abi nerde?’’ ‘’Anne ne yapıyor?’’ gibi sorular sorarak konuşmasını desteklemelisiniz.

Bilişsel Gelişim Alanı
Bebeğiniz artık saklanan nesneleri birden fazla yerde arayabilir. Bir grup nesne arasından adı söylenen nesneyi gösterebilir. Çevresinde oynayan çocukları izler.

Bebeğinizin bilişsel gelişim alanını nasıl destekleyebilirsiniz?
Bebeğinizle karşılıklı oturunuz. Aranıza üç tane minder yerleştiriniz. Bebeğiniz görmeden elinizdeki nesneyi, minderlerden birinin altına yerleştiriniz. Bebeğinizden, saklanan nesnenin hangi minderin altında olduğunu bulmasını isteyiniz. Bu oyunu farklı nesnelerin ya da yastıkların altına saklayarak da devam ettirebilirsiniz.

Bebeğinizin 4-5 oyuncağını alarak bebekle karşılıklı oturunuz. Oyuncaklardan birinin adını söyleyerek, bebeğinizin adı söylenen oyuncağı göstermesini ya da vermesini isteyiniz. Bebek tam olarak istenileni yapana kadar, farklı zamanlarda tekrar etmelisiniz.

Bebeğinizi farklı yaşta çocukların bulunduğu mekânlara, oyun parkına götürerek diğer çocukları izlemesini sağlayınız. Çocukların yaptıkları ile ilgili konuşunuz. Bebeğinizin dikkatini çevredeki kişi ve olaylara çekmelisiniz.

Saygılarımla
Uzman Pedagog Nilüfer Evgin


24 Aralık 2015 Perşembe

Tuvalet eğitimi için, her çocuğun fiziksel ve zihinsel gelişim hızı ve hazır oluş dönemi farklıdır. Bu nedenle öncelikle her çocuğun hazır oluşunu beklemek ve belirlemek gereklidir. Ortalama olarak tuvalet eğitimine başlama yaşı 1,5 – 2,5 yaş arasıdır. Öncelikle çocuğun tuvalet eğitimine hazır olup olmadığı belirlenmelidir. Anne baba ya da tuvalet eğitimini verecek olan kişi bazı noktaları belirlemelidir.

Dikkat edeceği noktalar: Çocuk öncelikle yüzündeki organları sorduğumuz zaman tek tek karıştırmadan gösterebiliyor mu?







Gösterebiliyorsa bu onun tuvalet eğitimi sürecinde beyin kontrolünü sağlayabileceğinin göstergesidir. İkinci olarak bezini taktıktan sonra, belli aralıklarla (not alarak) bezinin açılıp kuru olup olmadığı kontrol edilmelidir. 10 ar dakika aralarla açıp kontrol ettiğinizde uzun süre kuru olduğunu ve kuru kalabildiğini görmüş iseniz bu bize hazır oluş kriterlerinden birini vermektedir.









Bu durum yani uzun süre bezinin kuru kalabilmesi bize çocuğun kas ve sfinkterlerinin gelişmiş olduğunu, kaslarını ve sfinkterlerini artık kontrol edebildiğini gösterir. Çocuğun tuvalet eğitimine hazır olduğunu hissediyorsanız ve bu dönemde herhangi bir stres yaratacak olay ya da sıkıntı yoksa ( taşınma, hastalık v.b) ve uygun mevsim olarak düşünüyorsanız öncelikle hazırlıklara başlayabilirsiniz. Hazırlıklara başlamadan kasıt; özellikle ailenin de buna hazır olmasıyla başlanılmalıdır. Çocuğun aile bireylerini tuvaletini yaparken gözlemlemesi ve bunun normal bir durum olduğunu hissetmesi gerekir. Bunun yaklaşılmaması gereken bir tabu değil, fizyolojik normal bir faaliyet olarak algılanması sağlanmalıdır.

Çocukla birlikte alışverişe çıkılıp, bir klozetin üzerine konulabilecek yanlarda tutma kolu olan klozet adaptörü alınmalıdır. Adaptörün yanlardan tutacak kollarının olması çocuğa güven verecek, düşme korkusunu önleyecektir. Lazımlık ya da tuvalet oturağı gibi materyaller tuvalet eğitiminde süreyi geciktirecek ve güçleştirecektir. Çocuk tuvalet oturağını oyuncak gibi algılayacak, odasına veya televizyonun yanına götürmek isteyecek, onu koltuk gibi algılayacaktır. Adaptörün klozet üzerine konulduğunu ve sadece tuvalet amacıyla kullanıldığını öğrenmelidir. Anne baba ile eşit şartlarda tuvalet ortamı olacak, sadece çocuğun işini kolaylaştırmak için uyarlanmış olacaktır. Adaptörlü klozete çıkmakta güçlük çekeceği için bir yükseltici ayaklarının altına konulursa kendisini daha güvende hissedecektir. Tuvalet eğitimi süreci içerisinde yine beze son vermeden önce çocuğun beze yapmış olduğu kaka, çocukla birlikte bir materyalle alınıp klozetin içine atılır, üzerine de sifon çekilir. Böylece çocuk çiş ve kakasının yolculuğunu, tuvaletin amacını öğrenmiş olacaktır. Adaptör alındıktan sonra çocukla tuvalet eğitimi konusunda konuşulur. Kendisine çok açık, net ve basit olarak açıklamalar yapılır. Çocuk bezi çıkarılıp adaptöre oturtulur, alkışlanır, provalar yapılır. Daha sonra sifona çocuğun basması istenir ve tekrar alkışlanır. Belli aralıklarla çocuğun bize söylemesi beklenmeden tuvalete gitme teklif edilir ve bu gidiş oyuna dönüştürülür. Giderken el ele tutuşup ambulans gibi gitme, at gibi koşarak gitme vb. küçük eğlenceli oyunlar yapılır. Her defasında sonuçta alkışlanır ve sifona basma ödülü çocuğa verilir. Çocuğa baskı olmadan, oyunla eğlenceli öğretim yaklaşımı uygulanır.

Zaman zaman bu süreçte kazalar olabilir. Kazalar görmezden gelinip, hiç kızmadan, elbiseler değiştirilir. Güleryüz ve anlayışla eğitime devam edilir. Dikkat edilmesi gereken önemli nokta çocuğun çişini tuvalete, kakasını ise beze yapmayı teklif etmesi ve bunu böylece sürdürmek istemesi durumudur. Böyle bir teklifin uygun olmayacağı açıklanmalı ve bu yanlış yola girilmemelidir. Bazı aileler bunu başlangıçta masumca kabul etmişler ve sonra 5-6 yaşa kadar devam etmek zorunda kalıp çözüm bulamamışlardır. Bu büyük bir hatadır, tuvalet eğitimi sürecini yanlış bir yola sürükler, onarılması güç olan başka problemlere neden olur. Dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta tuvalet eğitiminde anne babanın kararı tamamen çocuğa bırakmasıdır. Burada 5 yaşına gelip elinde bezle ‘‘kendisi istemedi, bizde tuvalet eğitimi veremedik’’ cümlesiyle acizlik durumunu anlatan ebeveynler olabilmektedir. Tam verecektik, yazlıkta oynadığı bir arkadaşı vardı o erken dönünce tuvalet eğitiminden vazgeçti gibi nedenler sıralayabilmektedirler. Burada tuvalet eğitimi sürecini yönetecek olan, liderlik edecek olan kişi anne babadır. Çocuk tek başına değildir. Öyle olsaydı anne babaya gerek olmazdı.

Çocuğun uygun yaşa gelip, ‘’anne baba ben karar verdim bezimi atıyorum’’ deme olasılığı düşüktür. Yani bu süreç anne babalar tarafından yönetilmelidir. Eğer çocuk bir okul öncesi eğitim kurumuna devam ediyorsa tuvalet eğitimi okulda ve evde aynı anda başlanılmalı, işbirliği, anlayış ve sevgi dolu bir süreçle birlikte uygulanılmalıdır. Geceleri ise uyumadan önce çocukla konuşulmalı, açıklama yapılmalı, belli aralıklarla kaldırılıp tuvalete götürülmelidir. Bu aralıklar bir süre sonra genişletilerek her çocuğun biyolojik ritmine göre ayarlama yapılmalıdır. Çocuğun tuvalet eğitimi sürecindeki başarıları övgüyle karşılanmalı, kutlanılmalı başarısı takdir edilmelidir.

Saygılarımla,
Uzman Pedagog Nilüfer Evgin

19 Aralık 2015 Cumartesi

Anaokulu, çocukların eğitimini ve oyun döneminde hayal dünyasını zenginleştirerek çeşit çeşit oyunlarıyla çocuklarımıza gelişim sürecinde büyük destek sağlamaktadır. Anaokulu çocukların toplumsal kişiliklerini ve davranış biçimlerini küçük yaşta öğreterek çevre ve topluma karşı duyarlı bireyler yetiştiren toplumsal bir kurumdur. 3-6 yaş aralığında annenin yokluğunda idare edilmesi için değilde anneyle birlikte çocuğun başarı ve kazanımlarını arttırıcı etkinliklerle küçük yaşta büyük işler yapabilmelerini sağlayan bir mekan olarak bakılmalıdır bu duruma. Çünkü annenin eğitimi tek başına yeterli olmayabilir. Çocukların zeka ve hayal dünyası o kadar geniştir ki annenin eğitimi ve anaokulunun gelişimine katkıda bulunacak etkinlikleri ile çocuk tam destek alarak büyük başarıları yakalamaktadır.

Anaokulu, çocukları ilkokuldaki etkinliklere ve derslere hazırlar ve böylelikle çocuk ilkokulda öğrenme zorluğu çekmez. Çocuk, okul ortamına küçük yaşta hazırlandığı için ilkokulda uyum sorunu ve içe kapanıklık durumu ortadan kalkar.Çocuk zekası bir çok zeka türünden oluşur;özel, sayısal, görsel, müzik, görsel ve sosyal zeka.  İlk üç yıl ailesinin eğitimini alan çocuk daha sonra beden eğitimi, ingilizce, müzik, resim ve seramik, drama, satranç, fen ve doğa etkinlikleri ile el yatkınlığını geliştirir hem de sözel, sayısal, görsel, müzik, görsel ve sosyal zekasını geliştirir.

Anaokulu eğitimi alan çocuk yaşıtlarıyla yakın ilişkide olur ve birlikte yaşamayı, yemek yemeyi, uyumayı ve beraber oynamayı öğrenir. Böylelikle paylaşımcı olmayı öğrenir. “Ben” ve “başkası” kavramalarının bilincine vararak yardımlaşma ve işbirliği duygusunu geliştirir. İşbirliği kavramı çok önemlidir. Çocuklarımız hayatı boyunca iş bilincini uygulayacaktır. İlkokulda öğretmenin vereceği grup çalışmalarından iş hayatına atıldığında toplu iş çalışmalarına kadar uzanır. Bu yüzden işbirliği çok önemlidir. İşbirliğini iyi kavrayan çocuklar grup çalışmalarında görev bilincini anlarlar.

Ben anaokullarını destekliyorum. Sizde destekliyorsanız aşağıdaki yorum bölümüne "Bende Anaokullarını Destekliyorum" yazınız.

BilgiBebek Blog Yazarı Özgür BAY
Son dönemlerde ismini sıkça duymaya başladığımız eğitim sistemi Montessori. Belki ilk defa duyanlar için söyleyecek olursak, İtalyan Profesör Montessori tarafından ortaya atılan "çocuk merkezli" bir eğitim sistemi. Almanya, Amerika, İtalya başta olmak üzere birçok ülkede bu sistem hala kullanılmakta. Bu sistemin özünde öğrenciye tepeden inme müfredat programı ile değil de, çocuğun daha çok kendi yeteneklerini kendisinin keşfettiği, öğretmenin bilen değil de rehberlik yaptığı bir eğitim sistemi... 

Bizler de bu eğitim sistemini Pedagoji Derneği Başkanı Pedagog Mehmet Teber ile konuştuk.



Montessori sistemi nedir? Şu andaki mevcut eğitim sistemlerinden farkı nedir?

Montessori sistemi aslında bir eğitim sistemi. İtalya’nın ilk kadın doktorlarından olan Maria Montessori tarafından bulunup, geliştirilen eğitim sistemi. Bizim bildiğimiz klasik eğitim sistemimizde çocuklar sırada oturur, bir tane öğretmen vardır, öğretmen dersi anlatır ve öğrenci dinler. Yani öğretmen merkezlidir. Bilen ve aktaran öğretmendir. Montessori eğitim sisteminin mevcut olan sistemden farkı; sıra düzeni yoktur. Kocaman bir sınıf ortamı vardır. Burada çeşitli materyaller mevcuttur. Öğrenci gelir ve buradaki materyallerle gününü geçirir. Öğrenciye çok müdahale edilmez. Öğretmen şimdiki eğitim sistemi gibi çok bilen ve anlatan rolünde değil, ortamı hazırlayan, düzenleyen, kriz anında orada olan, çocuğu gözlemleyen kişidir.

Bu sistemde öğrenci nasıl bir eğitim alıyor? Çocuk merkezli bir sistem olduğu söyleniyor? Buradaki çocuk merkezliden kasıt nedir? 

Eğitim sistemleri birkaç grubu ayrılabilir. Bunlardan bir tanesi öğretmen merkezli eğitim sistemleridir. İyi bir öğretmen vardır, gidersiniz ondan ders alırsınız, onun bilgisine güvenirsiniz ve öğretmen her şeyi şekillendirir. İkincisi çocuk merkezli eğitim sistemidir. Çocuk kendisi ne ihtiyaç duyuyorsa onu öğrenir, onun ihtiyaçlarının ön plana alındığı, çocuğun potansiyelinin öne çıktığı, çocuğun öğrenirken merkezde olduğu, bilgiyi kendi deneyimleyerek, deneme yanılma yoluyla öğrendiği sistemler çocuk merkezli eğitim sistemleridir. Montessori sisteminde eğitim çocuk merkezlidir. Bir gün öğretmen sınıfa gelip “Haydi çocuklar, bugün bunu işleyeceğiz.” demez. Çocuk gelir, zaten sınıfta yapılacak birçok şey vardır. Orada kendi ilgisini çekeni yapar, öğretmen takıldığı yerlerde ona yol gösterir, rehberlik eder. Hadi size bir şeyler anlatayım, bir şeyler aktarayım, beni dinleyin, ödev vereyim, benim dediklerimi yapın gibi bir anlayış yoktur. Çocuğun ihtiyaçları ve istekleri çerçevesinde şekillendiği için o yüzden çocuk merkezli bir eğitim sistemi olarak adlandırılır.


Neden bu sistem dünyanın en başarılı sistemi olarak tanımlanıyor?

Montessori sisteminin başarısı şuradan kaynaklanıyor: Bizim normal eğitim sistemimizdeki temel paradigma hataları var. Bunlardan bir tanesi çocuk nasıl öğrendiği ile alakalı. Çocuk, yeni bir şey öğrendiğinde eline alır, uğraşır, onunla ilgili sorular sorar, bakar. Öğrenme sistemi budur. Öğrenmek için dokunması, temas etmesi lazım. Onunla ilgili sorular sorması lazım, tartışması, denemesi lazım. Çocuk eline bir kalem aldığı zaman bakar, dener, çevirir, çeker, uzatır, kırabilir, yazar, birçok şey yapar. Çocuk böyle bir şekilde öğrenirken klasik eğitim sisteminde çocuk buna imkan bulamaz. Öğretmen bir şey anlatırken çocuk yerinde oturmak, sabit kalmak durumundadır. Deneyimlemek yoktur ya da çok azdır. İkincisi, klasik eğitim sisteminde çocuk oturur. Halbuki çocuklar hareketli varlıklardır. Oturarak bir şey öğrenmek çocuk için çok zordur. Oturarak eğitim yapmak şimdiki eğitim sisteminin handikapıdır. Üçüncü olarak klasik sistemde çocuğa çok değer verilmez. ‘Aman o ne bilir ki, öğretmen bilir.’ düşüncesi vardır. Montessori eğitim sistemi çocuğa gerekli ve hak ettiği değeri verdiği için avantajlı bir sistemdir. Çocuk serbesttir, özgürdür. Şimdiki eğitim sistemine tek tip insanlar yetiştiren bir eğitim sistemi denir. Fabrikanın bir ucundan girip, diğer ucundan çıkmış gibidir çocuk. Ama Montessori çocuğu daha özgürdür. Hayal dünyası, yaratıcılığı, istekleri kısıtlanmamıştır. Çocuk zorla bir şeyi öğrenmek zorunda kalmaz. Çocuk kendisi deneyimleyerek, deneyerek öğrenir. Merak duygusu merkezde olduğu için çocuğun hareketleri kısıtlanmaz, Montessori, çocuk ruhuna daha uygun bir sistemdir. O yüzden çocuklar bu eğitim siteminde keyif alır. Sıkılmaz, okula gitmek istemiyorum, okul sıkıcı bir yer demez. Çünkü orası kendini gösterdiği bir alandır. Çocuk ruhunun özelliklerini iyi yakaladığı için, ona göre de eğitimi dizayn ettiği için tek tip bireylerin değil, daha farklı düşünen bireylerin ortaya çıktığı bir sistemdir. Bu nedenle de şimdiki eğitim sisteminden daha faydalıdır. Şimdiki eğitim sistemi çocuğa göre düzenlenmiş değildir. Müfredatı öğretmene göre düzenlenmiştir. Çocuğun ruhu hiçe sayıldığı için de bu eğitim sisteminden sonuç almak pek mümkün olmuyor. Montessori’nin artısı orada.

Sistem, "Vicdan eğitimi olmadan davranış eğitimi olmaz" temasına dayanıyor. Bunu biraz açabilir misiniz?

Bu aslında Adem Güneş’in bir yaklaşımı, Montessori’nin direkt kendi yaklaşımı değil. Adem Güneş’in Anadolu Pedagojisi yaklaşımında var bu cümle. Doğru bir tespittir. Bir çocukla duygusal bir bağ kurmadan, o çocuğun davranışlarını eğitemezsiniz demektir. Mesela siz bir çocuğa davranış kazandırmaya çalışıyorsunuz, çocukla sizin aranızda bir duygusal bağ yoksa bu davranışı kazandıramazsınız ki, zorla bunu yapamazsınız. Ödülle de olmaz, ceza ile de olmaz. Arada bir sevgi bağının oluşması gerekir. Beni sevdikten sonra çocuk benim dediklerimi yapar. Adem Güneş’in çıkış noktası burası. Ama Montessori, benim yaptığım araştırmalarda bizzat bunu güden birisi değil. Yani öğretmenini sevsin, öğretmeniyle hemhal olsun, onu içselleştirsin gibi bir anlayışı yok. Maria Montessori’nin sistemi daha çok, çocuk özgür olsun, öğretmen pasif olsun anlayışındadır. Çocuk istediğini yapsın, uygun materyaller sunalım ki, eğitimin önemli bir parçası uygun materyallerdir, çocuk kendi öğrensin. Ama çocukla öğretmen arasında üst-ast ilişkisi olmadığı için arada daha duygusal ve güzel bir ilişki kurulabilir. Çünkü bizim eğitim sistemimizde öğretmenle öğrenci arasında doğru iletişim kurmayı engelleyen en önemli şey, öğretmenin çocuklara ha bire ödev vermesi, kızması, bağırması, disipline etmeye çalışmasıdır ki çocuk bir türlü öğretmeniyle o duygusal bağı kuramaz. Ama disipline etmeye çalışmanın, kızmanın, bağırmanın, ödev vermenin olmadığı bir yerde çocuk öğretmeni daha çok sevebilir. Montessori sisteminde çocuklar öğretmenini gerçekten çok sevebilir. Ancak Montessori’nin eğitiminin merkezinde, Adem Güneş’in dediği gibi bence vicdan eğitimi yok. Zihinsel aktivitelerin gelişimi var, çocuğun özgürlüğü, öğretmenin pasifliği, çocuğa güven ve ona saygı var Montessori sisteminde.


Montessori sisteminin 2005 yılından itibaren MEB tarafından eğitim sisteminde uygulanmaya başlanan yapılandırmacı yaklaşımdan farkları nelerdir?

2005 yılından itibaren MEB tarafından eğitim biraz değiştirildi, constructivist dediğimiz yapılandırmacı yaklaşım geldi. Ama şu değişmedi. Montessori’de önemli olan materyal ve ortamdır. Hangi yaklaşımı kullanırsanız kullanın sınıf ve sıra düzeni içerisinde bunu yaparsanız Montessori eğitimini gerçekleştiremezsiniz. Ve materyalleriniz yoksa bu da olmaz. Mesela, gölü öğretirken, gölle ilgili bir çalışma yaparken öğrenci bunu kendisi keşfeder Montessori’de. Öğretmen şunu demez, “Haydi çocuklar şimdi göle geldik, gölü anlatıyorum.” demez. Bu nedenle şimdiki her bir yaklaşımın Montessori ile bağdaştırılması çok zor. Ne yapılırsa yapılsın, ortam değiştirilmeden, materyaller olmadan da vermek mümkün değildir. Montessori’de toprak bir zemin vardır, o içine doğru göçürülür bir çukur oluşturulur, çocuk istediği renkte bir sıvıyı döker ve gölün öyle bir şey olabileceğini anlar. Ama bu şimdiki eğitim sisteminde mümkün değil. Şimdi biraz daha görsel hale getiriyorlar. Performans ödevi veriyorlar, proje ödevi veriyorlar. Biraz daha çocuğu onunla hemhal etmeye çalışıyorlar. Ama yine ana belirleyici öğretmendir, ana belirleyici müfredattır. Neyin ne zaman görüleceğini müfredat belirler, öğretmen belirler. Temel fark budur. O yüzden yapılandırmacı yaklaşım biraz daha öğrencinin hemhal olabilmesi, uğraşabilmesi, deneyimleyebilmesi, daha güzel öğrenebilmesi için zemin hazırlamıştır. Fakat Montessori eğitimine çok yaklaşmıştır diyemeyiz. Çünkü sınıf, materyal ve öğretmenin rolü ana belirleyicidir.

Bu sistem uygulandığında bu eğitimi verecek öğretmenler mevcut mudur? Eğitimci konusunda girişimler mevcut mudur?

Montessori’nin kendi açtığı okulunun adı Çocuk Evi’dir. Maria Montessori ilk defa İtalya’da açmıştır bu okulu, 1906 yılında. O zamandan sonra hızla yaygınlaşmıştır, Mussolini ve Hitler döneminde kesintiye uğrasa da daha sonra hızla yaygınlaşmıştır. Hatta 1930’lu yılların ortasında Amerika’da yüzlerce Montessori okulu mevcuttu. Ama Türkiye’de Montessori çok içimize sinmiş, kök bulmuş, kök salmış bir kavram değil. Ta Osmanlı döneminde Montessori’ye dair kitaplar var. Montessori’nin ana kitabının çevirileri var ama günümüzde Maria Montessori’nin kendi yazdığı kitabını Türkiye’de bulamazsınız. Çevirisi yoktur, bir kere yapılmıştır, o da kısa sürede tükenmiştir. Montessori’ye dair elimizde en fazla 2-3 kitap vardır. Dolayısıyla bizde Montessori alanındaki kaynak da yeterli değil. Bu durumdan şöyle bir bakınca bunu standardize eden, kontrol eden bir mekanizma da yoktur. Birisi ben Montessori eğitim açıyorum diyebilir ama Türkiye’de bunu akredite eden bir kurum da yoktur. Kişi kendi bilgisi ve deneyimince ‘Montessori okulu açtım’ diyebilir ama bu Uluslararası Montessori Derneği tarafından akredite edilmiş, onaylanmış, kabul edilmiş bir yapı değildir. Böyle bir mekanizma olmadığı için de öğretmenleri eğitimleri, kitapları, materyalleri sistemden sisteme, okuldan okula değişiklik gösterebilmektedir. Türkiye’de “Montessori öğretmeni olmak istiyorum.” dediğinizde bunu yapabileceğiniz, düzenli kursları olan, bunun sertifasyonunu yapan, o öğretmeni gözlemleyen, sertifika veren, eğitim veren çeşitli aralıklarla onun bu işe uygunluğunu denetleyen herhangi bir mekanizma şu aşamada yok. Ülkemizde şu aşamada öğretmen yetiştirme, denetim ve standardize etme konularında bir boşluk var. Bazı derneklerle yeni yeni doldurulmaya çalışılıyor.


Günümüzdeki uygulanan sistemde öğretmen otoriterdir. Montessori sisteminde öğretmen ne gibi özelliklere sahip olacaktır?

Montessori eğitim sisteminde öğretmen bir kere daha çok bilen değildir. Şimdi bizim klasik eğitim sistemimizde öğretmen çok iyi bilendir. Montessori eğitim sistemindeki öğretmen ne yapar? Montessori’de sınıflar genellikle 30 kişiliktir. Öğretmen ile birlikte çocuklar sınıfa girer. Çocuklar sınıfın herhangi bir köşesine gider, orada çeşitli materyaller ile oyun oynarlar. Öğretmen çocuğun neyle başlayacağını belirlemez. Daha çok yol gösteren, ortamı hazırlayan ve çocuğun tıkandığı yerlerde, işin başlangıcında malzemeyi seçmede ona rehberlik eden kişidir. Bir anda iki çocuk birden bir materyali kullanmak isteyebilir, bu konuda müdahale eden kişidir. Montessori eğitim sisteminde öğretmen daha çok gözlemcidir. Çocuğun gelişimini gözlemler, neyle uğraştığını gözlemler. Materyaller içerisinde hangi aşamada takıldığını gözlemler. Onu daha sonra aşıp aşmadığını gözlemler. İkisinin öğretmeni arasında çok büyük bir fark vardır. Dışardan baktığınızda bile bir sınıfı gözlemlerseniz pencereden öğretmenin ayakta durduğunu, bir şeyler anlattığını, tahtaya bir şeyler yazdığını, dikkati çekmeye çalıştığını görürsünüz. Montessori’de böyle bir şey görmezsiniz. Bir köşede oturan bir öğretmen görürsünüz. Bu öğretmen gözlem yapar. Notlarını alır, çocuklara rol model olur, yol gösterir, bunun dışında bir şey aktaran, bir şey veren, bir şey bilen bir öğretmen konumunda değildir. Kendisini çocukla eşit tutar. Onlardan bir şey öğrenmeye bakar.


Bu sistemle yetiştirilen öğrencilerin, diğer metotlarla eğitilenlerden farkları nelerdir?

Bu sistemle yetiştirilen çocuklara çocuk ruhuna yönelik bir eğitim yapıldığı için çocuklar rencide olmaz, ezilmez, çocuk ruhu incinmez. Anneler misafirliğe gittiğinde, çocuklarına yanımda otur, sakın kalkma der. İşte o zaman o çocuğun ruhunu bloke etmiş olur. Şimdiki eğitim sistemi de böyle. Çocuğun ruhunu çok inciten bir eğitim sistemi. Çünkü zorla çocuğu oturtturuyorsunuz, zorla bilgi vermeye çalışıyorsunuz. Öğrenci de ne işine yarayacağını bilmediği bilgileri öğrenmeye çalışıyor. Çocuğun merak duygusunu öldürüyor. Çocuğun ruhuna zıt bir eğitim sistemi. Küçücük bir mekana 40 kişi sığdırıyorsun, hareketlerini sınırlıyorsun, ona kendince bir şeyler öğretmeye çalışıyorsun. Çocuk ruhu burada çok zedelenir. Ödevler arasında çocuk boğulup, gider. Çocuk çocukluğunu yaşayamaz hale gelir. Bu sistemde çocuk sınava endekslenmiştir. Montessori eğitim sisteminde deneyimlemek esas olduğu için çocuk ruhu çok zedelenmez. O yüzden ruh sağlığı açısından daha sağlıklı çocukların bu sistemden çıktığını söyleyebiliriz. İkincisi, çocuk öğrenme merakını yitirmiş olur ki keşfetme, öğrenme, deneyimleme bu ona çok şey kazandırır bütün hayatta. Bizim klasik eğitim sistemimizde çocuklar ilkokuldan çıktıktan sonra okula gitmek istemez, bir şey öğrenmek istemez, zorla ikna etmeye çalışırsın. Öğrenme merakı orada bitmiştir artık.


Montessori eğitiminde ise çocuklar sınıfa giriyor, kendisine uygun materyali buluyor, keşfediyor, orada vakit geçiriyor, acıkınca bir şeyler yiyor. Bu çocuk öğrenmeye meraklıdır, deneyimlemeye meraklıdır. Böyle olduğu için de öğrenme merakı hep kişiyle birlikte kalır. Kendisinde öğrenme, keşfetme merakı ve hazzı olmayan olan bir kişi hayatta çok daha iyi yerlere gelebilir. Google’ın, Vikipedi’nin kurucuları, Washington Post’un sahibi gibi dünyada birçok önde gelen kurumda yaratıcı, üretici birimlerde çalışan kişilerin Montessori eğitiminden geçtiğini görürüz. Dolayısıyla çocuğa kattığı şey bu özgür düşünce ortamı, sağlıklı ruh hali, ezilmemiş çocuk, keşfetme merakını da kendi yanında götüren bir çocuk diyebiliriz ki bu da bir çocuk için çok büyük bir artıdır aslında.


Bu sistemden yöneticilerimiz haberdar değil mi?

Bu sistemden yöneticilerimiz mutlaka haberdardır. Milli Eğitim Bakanı olup da Montessori gibi çeşitli eğitim sistemlerini bilmemek mümkün değil. Dünyadaki bir tek eğitim sistemi bu değil ki. Tabi ki haberdarlar ama Montessori sisteminin handikaplarından bir tanesi de şu, ortamı kurabilmek çok pahalı. Mesela bir Montessori okulunda bir sınıf yaklaşık 10 bin dolara ancak düzenlenebilir. Çünkü sürekli materyal koymak gerekir. Bu metaryaller ilginç, ahşap ve doğal olması gerekir. Ülkemizde ya da dünyada birçok yerde sınıfta tebeşir, silgi ve tahta bile hala standart haline zor gelebilmişken tutup bir sürü materyali bulundurmak, bu sistemi kurmak bir kere çok maliyetlidir. Devlet için de maliyetlidir. İkincisi maliyetin dışında, bu sisteme geçildiği andan itibaren bizim okullarımızda binlerce öğrenci vardır. Bu sistemi uygulamak için sınıf sayısını azaltmak, fiziki şartların ve ekonomik şartların başta yerinde olması gerekir. Daha sonrasında bunlar yerinde olsa bile zihinsel bir dönüşüm, değişim yapılmalı. Bu köklü bir değişim olmalıdır mutlaka. Bu da arka planında bir cesaret gerektirir aslında. Cumhuriyetin kuruluşundan beri uygulana gelmiş, var olan eğitim sistemini tamamen bir tarafa bırakıp yeni bir eğitim sistemine geçmek biraz zor. Özellikle öğretmen eğitimi gerektiriyor. Devlet kendi başına bunu üstlenmek isterse bu iş biraz zor. Öğretmen eğiteceksin, sistemini değiştireceksin, öğretmenine güveneceksin, sürekli materyal bulunduracaksın, bu materyalleri yenileme imkânın olacak. Bu sistemi getirmek siyasi bir risktir. Çok eleştirileri olacaktır. Hazır olmayabilirsiniz, altyapıyı yapmamış olabilirsiniz ve tamamen sizi alt üst edebilir.


Buna daha rahat bir şekilde nasıl geçilebilir?

Devlet eğitim sisteminden elini çeker, bu işi vakıflara bırakır, isteyen istediği tarzda eğitim veren eğitim kurumunu açabilir hale gelirse o zaman geçebiliriz. Böylece devletin kendisi de rahatlar. Ama devlet bunu ben yapacağım dediğinde bu kadar büyük bir işi yapabilmesi gerçekten çok zordur. Eğitimin daha çok özelleşmesi, yerele bırakılması, merkezi yapıdan kurtulması, müfredatın bir kenara atılması, sınav merkezli bir sistemden vazgeçilmesi gibi temel paradigma değişimleri gerektirir. Paradigmalar da kolay kolay değişmez.


Ülkemizde bu sistemi uygulayan okullar mevcut mudur?

Ülkemizde bu sistemi uygulayan okullar tabi ki mevcut. Ancak çok yaygın değil. 1930’larda Amerika’da, İtalya’da, Almanya’da birçok okul mevcuttu. Ülkemizde 100 tane okul var mıdır? Şu anda 2013’e geldiğimizde “Evet” diyemeyiz. Daha doğrusu bu okulların listesini görebileceğiniz bir ana çatı yok. Bunları derleyen, hangi Montessori okulları varmış, bunlar sertifika edinmiş mi, gerçekten kafasına göre mi bir okul açmış? Ben de Montessori okulu açabilirim ama Maria Montessori’nin felsefesi ve öğretim sistemiyle ne kadar alakalı olmuş olabilir? Bu değişebilir. Montessori son zamanlarda yaygınlaşıyor ülkemizde. Özellikle başta büyük şehirlerde çok fazla yaygınlaşmaya başladı. Çünkü bu okulları kurabilmek maliyet istiyor. Metaryaller yurt dışından getiriliyor. Normal bir vatandaşın aylık 100 TL ödeyerek çocuğunu gönderebileceği okullar değil. Montessori okulları var, biraz daha üst kesime hizmet eden okullar şeklinde var. Bahçelievler Belediyesi bazı okullarını Montessori okullarına çeviriyor. Ama Türkiye’de Montessori’de markalaşmış bir kurum yok. Maliyetlerden kaynaklanıyor. Öğretmen eğitimin zorluğundan dolayı Türkiye’de Montessori ile ilgili okullarda, üniversitelerde ders verilmemesinden dolayı kişiler kendini yeteri kadar hazır da hissetmiyor. Bu nedenle tek tük girişimler var. Sadece o düzeyde şimdilik.


Son olarak söylemek istedikleriniz nelerdir?

Şunu demek isterim, bir anda biz Montessori eğitim sistemine geçemeyiz. Montessori eğitim sistemi güzel bir sistem ama bu ülkenin bir de realitesi var. Montessori eğitim sistemine geçemesek bile var olan realite için bu şartlar altında uygulayamayız. Ülkemiz için bir köşede, uzaktan bakıyor sadece bu sisteme. Halk için ulaşımı zor. Anadolu’da da çok yaygın değil. Yaygınlaşabilmesi için ilk olarak bir standardize çabasının olması lazım. Birisinin bu Montessori işini üstlenmesi ve gerçekten buna gönül vermesi, bunun telif haklarını alması, öğretmenlerin yetiştirilmesi ve okulları standardize etmesi gerekiyor.


Bu sisteme tam olarak geçemezsek bile eğitimde ne gibi değişlikler yapılıp, Montessori'ye daha uygun bir hale getirebiliriz?

Bunu MEB yapmıyor muhtemelen STK’lar yapacak. O yüzden bazı STK’lara daha çok iş düşüyor. Bu iş derneğini açan STK’lara daha çok iş düştüğünü düşünüyorum. Bizim ülkemizde gerekli olan şey var olan eğitim sistemindeki temel bazı ufak düzeltmeleri bile düzeltebilirsek daha iyi olur. Mesele çocuksa, çocuğa daha doğru davrandığınız, çocuğun daha merkeze alındığı, sınıf ortamlarının basit şeylerle düzenlendiği, sınıfların materyal olarak biraz daha zenginleştiği bir sisteme belki yavaş yavaş geçebiliriz. Ya da devlet bir anda şunu da diyebilir, ben eğitimin içinden çekiliyorum da diyebilir. Montessori’ye ulaşamıyoruz diye var olan sistemi devam ettirmek zorunda değiliz. Bu sistem içerisinde temel paradigma değişiklikleri yapabiliriz. Sınıfta oturma düzenini değiştirmeyi düşünebiliriz. Dersleri 40 dakika olmayabilir. Zil ile girip çıkan bir sistemi değiştirebiliriz. Not verme işlemini değiştirmeyi düşünebiliriz. Neden not verdiğimizi sorgulayabiliriz. Temel bazı paradigmaları değiştirerek çocuk ruhunu zedeleyen şeyleri ortadan kaldırabiliriz diye düşünüyorum. Montessori sistemlerden bir tanesidir, artılarıyla şu anda tartışılıyor. Bence gelecekte bu işin dezavantajlarını da konuşmak gerekir. Başka sistemlerle birlikte değerlendirip belki yeni bir eğitim sistemi keşfedebiliriz. Ama var olanı sorgulamamız gerektiği kesin. Bu eğitim sistemimiz çok yanlış. Sorgulayarak daha iyi bir eğitim sistemine ulaşabiliriz. Bu Montessori olur, başka bir şey

10 Aralık 2015 Perşembe

Çocuklarda Oyun Terapisi1


İlk sohbetim Pedagog Mehmet Teber ile oldu. Teber bir oyun terapisti ve çocuklarla çalışıyor. Çeşitli konularda seminerler ya da haftalara yayılmış eğitimler de veriyor, radyo ve tv progamlarına sık sık katılıyor. Hatta bir seminerinin ya da bir radyo/tv program konukluğunun olmadığı gün az gibi.

Çalışmalarından haberdar olmak isteyenler Facebook ya da Twitter üzerinden kendisini takip edebilirler.

Benim ilgimi çeken oyun terapisi konusuyla ilgili sorular yönelttim kendisine. Bakalım nelerden söz etmişiz:


1. Oyun terapisi kavramını ilk defa sizden duydum. Kısaca çocukların nasıl ortaya çıkaracaklarını bilemedikleri duygularını aktarmasına ve yaşamasına yardımcı terapi olarak anlıyorum. Yanlışsam düzeltin :) Çocuk bildiğimiz şekilde oyun oynuyor. Yanında terapist oluyor ve oynayacağı malzemeler de seçilmiş oluyor. Mesela Soma'da yetim kalmış çocuklarla yaptığınız terapilerde madenci oyuncakları kullanmıştınız yanlış hatırlamıyorsam. Siz nasıl tanımlıyorsunuz oyun terapisini? Hangi çocuklar için gereklidir?


Oyun çocuğun dili oyuncaklar ise bu dilin kelimeleridir. Çocukların bilişsel ve dil gelişimi, iç dünyalarında olup bitenleri aktarmaları için yeterli değildir. İçgörüleri de azdır. Bu nedenle duygularını düşüncelerini oyun yolu ile ifade ederler.


Oyun terapisi oyun ve oyuncaklar yolu ile çocukların içsel problemlerini çözmeyi hedefler. Davranış sorunları ve psikolojik sorunları olan çocuklarda kullanılır oyun terapisi. Eğer bu sorunlar anne-babanın kişisel çabaları ile çözülemeyecek derecede büyükse o zaman bir oyun terapistine başvurulabilir.



2. Sitenizde gördüğüm bir eğitim duyurusundan anlıyorum ki sadece uzmanlar değil anne babaların da çocuklarla iyileştirici oyun oynamaları mümkün. O eğitime Başakşehir'de olmasa katılmayı istemiştim ama Anadolu yakasında oturan 3 çocuklu biri için zor. Böyle eğitimlere katılamayacak anne babalar için sorayım, çocukla oyun oynarken nelere dikkat etmeli, ya da nelerden kaçınmalı, belki çok uzun cevapkarı vardır ama genel hatlarıyla aydınlatabilir misiniz?


Anne-babalar da çocukları ile iyileştirici oyun oynamayı öğrenebilirler. Bu konuda eğitim almış uzmanlaşmış kişiler anne-babalara eğitim verebilirler. Anne babalar çocukları ile birlikte serbest ve yönlendirmesiz oyun oynarlarsa bu oyun da iyileştirici olabilir.


Serbest oyunda oyuncaklar yere dizilir ve çocuğun istediği şekilde hiç bir yönlendirme yapmadan oyun oynanır. Bu oyun da düzeltmeden yönlendirmeden kaçınılırsa çocuk duygularını tamamen oyuna yansıtır. Örneğin oyunda anneyi öldürürse buna karışılmaz. Oyunda hakaret ederse karışılmaz.

Çocuklarda Oyun Terapisi2

3. Soma'da yetim kalmış çocuklarla yaptığınız oyun terapisi notlarını okuduğumda, acaba ben de çocukların oyunlarından, duygularıyla ilgili sinyaller alabilir miyim diye gözlem yapmıştım. Kızımın sürekli bebeklerinin saçlarını ördüğü dikkatimi çekmişti. Bazen saçı 4'e ayırıp 4 ayrı örgü yapıyordu, bazen ikili bazen daha değişik farklı şeyler. Ben kızımın saçlarını taramaktan, örmekten hiç hoşlanmıyorum hatta nefret ediyorum diyebilirim. Zaman kaybı gibi görüyorum, arkadan toplayalım olsun bitsin gözüyle bakıyorum. Acaba bebeklerinin saçlarıyla oynaması bu yüzden olabilir mi? Kendisinde tatmin edemediği bir ihtiyacı, bebeklerin saçlarını örerek mi karşılıyor? Çocuklarımızın oyunlarından bu tür sonuçlar çıkarabilir miyiz?


Çocukların oyunlarından anlam çıkarmak uzun yıllar sonunda elde edilen bir beceridir. Bu nedenle çocuk oyunlarını hemen yorumlamamak gerekir. Yorum çocuğu tanımadan yapılamaz. Kızınız durumu için şu durumlar olabilir:


1. Kızınız örgülü bebekleri seviyor
2. Kızınız saç örmenin nasıl bir şey olduğunu deneyimliyor
3. Kızınız saç ördürme arzusunu yansıtıyor
4. Kızınız içindeki düğümleri saç örüp çözerek aşmaya çalışıyor olabilir.


Yani basitten komplekse doğru yorumlanabilir. Doğru yorum için çocuğu tanımak gerekir.


4. Oyun oynamak aslında yetişkinlere de iyi geliyor değil mi, hayatın çok fazla ciddiye aldığımız yanlarından biraz sıyrılıp bazı şeylerle ve hatta kendimizle dalga geçer gibi bir his oluyor, özgürleşiyor insan. Çocuklarla oyun oynadığım zaman özellikle de haraketli oyunlarsa, dünyamın değiştiğini rahatladığımı çok fazla hissediyorum. Diğer yandan çocukla oynamayı işkence gibi gören ebeveynler de var. Tıpkı benim saç örmeyi gördüğüm gibi. Zoraki oynayıp gülümsemeye çalışıyor, "illa oynamayı sevmek zorunda mıyım" diye de dert yanıyorlar. Bir baskı gibi geliyor onlara. Bu durum çocukları ya da kendileri için bir eksiklik midir, ne dersiniz? Nasıl bir denge kurmalı?



Küçüklüğünde yetişkinle oyun oynamamış, yetişkin-çocuk oyununu deneyimlememiş kişiler çocuklarla oynamakta zorlanabilirler. Çocukla güçlü bağ kurmanın ana yolu oyundur. Nasılki biz konuşmadığımız kişilerle ilişki geliştiremeyiz çocuklar da oyun oynamadığı kişilerle güçlü bağ kuramazlar. Bu nedenle bir şekilde çocuklarla oynamanın yolunu bulmalı ebeveynler.


5.Oyunların en önemli öğesi oyuncaklar tabi. Zamanımızda evde bir sürü benzeri varken, diyelim bir çok kumandalı araba varken, bir tane daha almak istiyor çocuklar. Bir kaç saat oynayıp sonra ellerine bile almıyorlar. Blogumda son yazılardan birinde biraz boşuna alındığını düşündüğüm bu oyuncaklara para dökmeye karşı olduğumu yazmıştım. Çoğu anne baba aynı durumdan şikayetçi. Sizce çocuklardaki bu durumun sebebi nedir? Değişmesi gerekir mi, neler yapılabilir?


Pilli oyuncakları olabildiğince tercih etmemek gerekir. Bir oyuncaktan bir sürü almak yerine değişik oyuncaklar almak güzel olur. 10 tane bebek olacağına ambülans, polis arabası, timsah, tavşan gibi oyuncak çeşitliliği yapmak gerekir. Çok fazla oyuncak oyuncağın terapötik(tedavi edici) etkisini azaltır.

Röportajından dolayı ünlü pedagog Mehmet Teber'e ve annenotlari.com'a teşekkürler.

1 Aralık 2015 Salı

” Aras’ın 2 yaşına girmesiyle 2 yaş sendromu hakkında kafamda bir sürü soru işareti belirmeye başladı. Her ne kadar araştırıp okusam da, işi uzmanına sormakta fayda var diye düşünerek Pedagog ve Pedagoji Derneği Başkanı sevgili Mehmet Teber’e 6 soruda 2 yaş sendromunu sordum. Cevaplar için kendisine teşekkür ederim…


2 Yaş Sendromu Nedir?2 yaşında çocuklar önemli bir gelişim dönemine girer. Bu dönemde anneden ayrışıp kendi kimliğini ve kişiliğini oluşturmaya başlar. Artık bu yaşla birlikte çocuk beslenmede, hareket etmede ve konuşmada anneden bağımsızlaşır. Daha önce yürümek, konuşmak, beslenmek için anneye sıkı sıkıya bağlı olan çocuk bu yaşla birlikte “Ben kendim yapabilirim sana ihtiyacım yok” demeye başlar. Bunun dedikçe de bir birey olarak var olur. Birey olma sürecini tamamlamak için her şeye “Hayır” der, inat eder. Hayır dedikçe kendi benliği gelişir, kendisinin ayrı bir birey olduğunu fark eder. Bu dönem yanlış olarak sendrom olarak nitelendirilir. Bir sendrom değil, bir gelişim aşamasıdır.


2 Yaş Sendromu Neden Olur?Doğal gelişimin sonucu olarak çocuğun birey olması, kendisinin anneden ayrı bir birey olduğunun farkına varması için gerekli bir dönemdir. Yani bir sorun değildir. Sadece ebeveynleri zorlayan bir dönemdir.



2 Yaş Sendromu Boyunca Ailelerin Yaptığı Yanlışlar Nelerdir?Çocuk bağımsızlaşmak ister. Kendi bireyliğini ilk olarak fark eder. Anne bu dönemde çocuğuna hala yemek yedirip, giydirirse çocuğu anneye bağımlı ve çekingen bir çocuk olur. Bu dönemde çocuğun bağımsızlık çabası teşvik edilmelidir. Yemeğini kendi yemeli, kendi yatağında uyumalı ve birçok işi kendi başına yapmasına fırsat verilmelidir. Aile bu dönemde çocuğun kısmi kopuşuna izin vermezse, bağımsız, pısırık ve içine kapanık bir çocuk yetişebilir.



2 Yaşındaki Çocuğa Nasıl Davranmak Gerekir?Kendi yapmak istediği işleri gerekli güvenlik önlemlerini alarak kendisinin yapmasına fırsat vermek gerekir. Onunla inatlaşmamak, inatlaşma durumunda dikkatini dağıtmak gerekebilir. “Hayır” dediğimiz bir işi inadına yaparsa, ona ve eşyaya zarar vermediği sürece tolere etmek gerekir. Bu dönemdeki çocukla birlikte gereksiz inatlaşmalar çocukta kalıcı bir inada sebep olabilir.

2 Yaş Sendromu Ne Kadar Sürer?4-5 yaşla birlikte çocuk bu dönemden çıkar.

Anne ve Babalara Tavsiyeleriniz Nelerdir?Bu dönemi sorunlu bir dönem değil bir gelişim dönemi olarak görmelerini beklerim. Çocuğun bağımsızlık çabasını anlamak, onun birey olmasına fırsat tanımak güzel olabilir. Ancak bu dönemde tamamen de kontrolü çocuğun eline vermek yanlış olur.

Pedagoji Derneği Başkanı Mehmet Teber

30 Mayıs 2015 Cumartesi

Bebek bakımında bebeğin temizliğinin ne kadar önemli olduğunun, bütün anneler tarafından bilinmesi gereklidir. Bebeğin temizliğinde ise, bebeğin banyosundan diğer, bebeğin bedenindeki farklı bölgelerin farklı temizlenme biçimlerinin bulunduğunun bilinmesi gereklidir. Bu yazımızda sizlerle, bebek cildi nasıl temizlenir ile ilgiliki ayrıntılı bilgileri paylaşmaya çalışacağız…

Bebeğin Temizliği Nasıl Yapılmalı?

Bebeğin yüz ve boyun temizliği: Mama yiyen bebeğinizin, yüzüne; ve boynunun diğer kıvrımlarına, mamaların; veya sütlerin aktığı durumlar ile karşı karşıya kalmışsınızdır. Bu durumda bebeğin temizliğinin nasıl yapıldığı hakkında bilgili olmanız gereklidir. Bebeğin yüz ve boyun temizliğinde, bebeğinizin cildinin ne kadar titiz olduğunu; ve bunun yanında, bebeğin boynunun esasen hava almadığı için tahriş olabileceğini netlikle aklınızdan çıkartmamalısınız.



Bebeğin yüz ve boyun temizliğinde, bilhassa alnındaki, yüzündeki; ve boynundaki kıvrımları dikkate almanız gerekiyor. İnce; ve nemli bir tülbentle temizleyebileceğiniz bu bölgeleri, daha sonra da nazik hareketlerle durulamayı tercih etmelisiniz.

Bebeklerde El ve Ayak Temizliği

Bebeğin temizliğinde, el ve ayak temizliğine de önem vermeniz gereklidir. Bebeği seven kişiler, bebeğin ellerine dokunabilirler; ve bebeğin ellerine dokunan eller yeteri kadar temiz değilse, bebeğin ellerine bir takım mikroplar bulaşacaktır; ve biliyorsunuz, bebekler ellerini ağızlarına koymayı çok severler… Bu nedenle, bebeğin temizliğinde, el temizliğinin büyük önemi bulunmaktadır. Bebeğin ellerinde bulunan kıvrımları; ve parmaklarının aralarını, temiz bir sabunlu bez ile sabunlamalı; ve daha sonra da durulamalısınız.
Bebeğin el temizliğini yaparken, sürekli aynı bezi değil de, temiz bir bezi kullanmalı; ve bebeğin el temizliğini her gün rutin olarak gerçekleştirmelisiniz. Eğer bebeğin el temizliği için temiz bir bez bulamıyorsanız, bebekler için özel olarak üretilen ıslak mendillerden de faydalanabileceğinizi belirtmek isteriz. Bebeğin ayak temizliğini de aynı özen ile gerçekleştirmelisiniz. Ayaklardaki kıvrımlar; ve parmak aralarının dikkatli bir biçimde temizlenmesi; ve bir bebek losyonu ile nemlendirilmesi yerinde olacaktır.
Bebeğin temizliğinde göz temizliğinin de önemi vardır. Peki bebeğin göz temizliği nasıl yapılır? Bebeğin göz temizliğini yaparken, kaynatılıp, sonrasında da ılıtılmış suyun içerisine, bebeğin gözünün temizleneceği pamuğun batırılması gerekir. Daha sonra bu pamuk bebeğin gözüne, içeriden dışarıya doğru uygulanır; yani, bebeğin gözünün temizliğine burun tarafından başlanır, ve şakaklara doğru gerçekleştirilir. Bebeğin göz temizliğini yaparken, bir gözü temizledikten sonra, diğer gözü temizlemek için, yeni bir pamuk kullanmanız gerektiğini de netlikle unutmamalısınız…

Bebeklerde Kulak Temizliği

Bebeğin kulak temizliği ile ilgili da sizlere bilgi vermek istiyoruz; fakat, bebeğin kulak temizliğinin öncesinde şunu bilmelisiniz ki: bebeğin kulakları çok titiztır. Kulak temizleme çöpü; veya daha ince bir çöp ile, bebeğin kulağı en dibine kadar temizlenmemelidir. Belirtildiği biçimde yanlış bir uygulama gerçekleştirirseniz, bebeğin kulak temizliğinde, kulağındaki pisliklerin daha içeri doğru gitmesine neden olursunuz. Bu nedenle, bebeğin kulak temizliğinde, kulağın arka kısımlarının; ve kulağın kıvrımlarının dikkatlice silinmesine özen göstermek gereklidir.



Bebeklerde Koltuk Altı Temizliği

Bebeğin bakımı; ve bebeğin temizliğinde, bebeğin koltuk altı temizliğine de önem vermeniz gereklidir. Bilmelisiniz ki, bebeğin koltuk altı, rahat hava almayan bir bölgedir; ve bu nedenden dolayı de bebeğinizin koltuk altının tahriş olduğunu sıklıkla görebilirsiniz. Bebeğin koltuk altının tahriş olmaması için, makul sıcaklıktaki bir ortamda bebeği bir süre çıplak bırakmalı, hareket etmesini sağlamalı; ve bebeğin koltuk altının hava almasına ortam hazırlamalısınız. Bunun sonrasında ise, bebeğin koltuk altı nasıl temizlenir sorusuna cevap bulmak gereklidir. Bebeğin koltuk altı temizliğinde, bir pamuktan destek almayı denemelisiniz…

Bebeklerde Tırnak Temizliği

Bebeğin temizliğinde, bebeğin tırnak temizliği de, dikkat edilmesi gereken bir diğer önemli konudur. Bebeğin tırnak temizliğinin öncesinde, bebeğin tırnak boyunun makul olup olmadığının kontrol edilmesi gereklidir. Bebeğin tırnaklarının uzaması demek, hem bebeğin kendisine; hem de size zarar verebileceği anlamına gelmektedir. Bundan kaynaklı, bebeğin tırnağının uzamasına izin vermemeniz gereklidir. Bebeğin tırnaklarının banyodan sonra yumuşayacağını bilmelisiniz; bu nedenden dolayı, bebeğin tırnağını banyodan sonra kesmeyi denemelisiniz. Bebeğin tırnağını keserken, ufak ve temiz bir çıt çıttan yardım alabilirsiniz. Bebeğin tırnağını keserken, çok kısa kesmemeye özen göstermeniz gereklidir; bu da bebeğin canının acımasına neden olabilmektedir zira. Bebeğinizin büyümesi ile beraber, elini de her yere değdireceğini göreceksiniz. Bu durum da, bebeğin tırnak aralarında, bir takım pislik ve mikropların birikmesine yol açacaktır. Yukarıda da belirtmiş olduğumuz gibi, bebek, ellerini sürekli ağzına götürdüğünden kaynaklı, bu mikroplar bebeğin ağzında da bir takım yaraların çıkabilmesine yol açacaktır. Bu nedenle, bebeğin tırnaklarını, ince bir tülbentten destek alarak temizlemeniz tavsiyelmektedir.

Bebeklerde Göbek Temizliği

Bebeğin temizliğinde, bebeğin göbeğinin temizliğinin de oldukça önemli olduğunu bilmeniz gereklidir. Özellikle bebeğin göbek bağı düşene kadar, göbek bağının, bebeğin en fazla dikkat edilmesi gereken bölgesi olduğunu bilmeniz gereklidir. Bebeğin göbek bağı, ortalama iki hafta içerisinde düşecektir; bebeğin göbek bağının düşmesinin sonrasında iyileşme süreci de çok uzun bir zaman almayacaktır. Bebeğin göbek bağı düşene kadar, bebeğin göbeğinin sürekli olarak kuru tutulması gerektiğini bilmelisiniz. Bebeğin göbeğinde herhangi bir iltihaplanma durumu ile karşılaşırsanız, hemen bebeğin hekimina başvurmanız gerektiğini unutmamalısınız.

5 Nisan 2015 Pazar

Çocuğunuzun ilgisini kötülemeyin. Yaşına makul bilgisayar oyunları oynaması tamamıyla normal ve iyi bir şeydir! Çocuğunuzun bilgisayar oyunlarına ilgi gösterin. Zaman zaman bu oyunları beraber oynayın. Çocuğunuz size en sevdiği oyunları açıklasın, onun da size bir şey öğretme fırsatı bulması ona gurur verecektir! Çocuğunuzla beraber bilgisayar oyunları için açık seçik kurallar ve süreler kararlaştırın. Çocukların bu kurallara uymasına dikkat edin! Bilgisayarı/oyun konsolunu ödül veya ceza aracı olarak kullanmayın. Böylelikle bilgisayar oyunlarına aşırı önem kazandırmış olursunuz! İnternetten korsan kopyalar indirmek yasaktır ve cezai takibata tabidir. Bunu çocuğunuz da bilmelidir!



Editörden seçme oyun tavsiyeleri:

►Torchlight Oyunlar Serisi: 2
►Kız Oyunları: Afacan Bebek Bakımı
►Dövüş Oyunları: Mortal Kombat
►Vice City Oyunu 10 yaşında
►Macera Oyunları: Assassin’s Creed 3 Yeni DLC İle Yolda
►Araba Oyunları: Formula 2012 Oyunu
►Macera Oyunları: Ejderha Adası
►Yeni Oyunlar: Hotline Miami
►Eğlenceli Friv Oyunları
►Macera Oyunları: Angry Birds Kaçış Oyunu

14 Şubat 2015 Cumartesi

Bebeklerin bakımı hem zor hem de keyifli bir serüvendir. Bu serüvende bebeğinizin sağlığı için dikkat edilmesi gereken önemli hususlar var. Bebekler enfeksiyon riski yüksek olan bireylerdir, onların bakımını yaparken titizlik çok önemlidir.

Bebeklerin bakımında dikkat edilmesi gereken noktalar:

➠ Bebeğinizin bezini değiştirmeden önce ellerinizi yıkayınız.
➠ Bebeğinizin bez değişimi sırasında gerekli malzemelerin yani ıslak mendil, kurulama havlusu , ıslak bez ve temiz bezin kolay ulaşılmasına özen gösteriniz.
➠ Bebeğinizin bezini değiştirmeden ortalığın batmaması için altına bir örtü seriniz.
➠ Bebeğinizin tırnaklarını keserken sabit pozisyonda tutunuz, eğer çok hareketli ise uyku esnasında tırnaklarını kesmeyi deneyiniz veya birisini bebeğinizi sabit tutmasını için çağırabilirsiniz.
➠ Bebeğinizin tırnaklarını keserken yuvarlak uçlu kesme aleti veya özel kesme aletleri temin etmelisiniz.


yeni anneler
Yeni Anne
➠ İlk aylarda bebeğinizi beslerken gazı önlemek için geğirme molaları verebilirsiniz. Bebeğiniz emmeyi kestiğinde bir süre geğirme molası vermelisiniz. Bebeğinizin karnı besin yerine gaz ile dolabilir bunu önlemek için geğirme molasını uygulayabilirsiniz. 
➠ Bebeğinizi emzirirken sert davranmaktan kaçının. Sabırlı ve sakin bir biçimde onu okşayarak, göz teması kurarak sevgiyle emzirmelisiniz.
➠ Emzirme sırasında bebeğiniz çığlık atıyorsa veya sakin durmuyorsa onu ilk önce sakinleştirmelisinz yoksa bebeğiniz emmeye konsantre olamayabilir. Onu sallayarak veya sessizce ninni söyleyerek sakinleştirebilirsiniz.

Sosyal Paylaşım Sayfaları

sosyal sitesosyal sitesosyal site

Taze Yayınlar

Takipçilerim

Popüler Yazılarımız

Sayfa Görüntüleme Sayısı


Bumerang - Yazarkafe

Bumerang - Yazarkafe

Bloğumuza Birde Burdan Bakın ツ